HPG

Kurdistan Halk Savunma Güçleri

Anlamlı yaşamın sırrına erebilmek kolay değildir. Bu yolda yürümek, yol almak ve bu yolculukta erebilmek büyük güç, cesaret ve yürek ister.

Çünkü bu yola düşmek her insanın harcı değildir. Yol zor, sancılı ve meşakkatlidir. Bunu göze almak da yürekli insanların işidir. O yüzden anlamlı yaşamak için yaşamaya ve mücadeleye karar verdin mi, bu yol güzeldir, gönüldendir ve bir o kadar da sevinçlidir. Yeter ki doğru bakmayı bilmek gerekir. Anlamlı yaşamın dergâhı olan PKK’de varlığını, benliğini ve mücadelesini anlamlı kılmak için yaşamın sırlarına eren Jindar Ezgi Dersim bir anlam arayışçısıydı. Yaşamı anlamlı yaşamak için sıradanlığın peçesini yırtan, kendini sıradanlıktan sıra dışı yapıp anlamın hakikatine varan bir devrimci, bir yoldaş oldu. Varoluşunu anlamlandırmaya çalışırken aklında ve yüreğinde birçok kaos yaşadı, sorgulamalar yaptı ve kıyasıya bir kavga verdi. Çünkü yaşamın sırrına ermek kolay değildir. Bu hakikatin farkında olan Heval Jindar bir yazısında şöyle yazmıştı: “Ey görkemli yaşam, ey sırlarına vakıf olamadığımız evren, ey yaşam mekânımız muhteşem gezegenimiz, ey insanlık… Gelmiş, geçmiş ve gelecek olan. İçimdeki sancıları siz de yaşadınız, yaşıyorsunuz ve yaşayacaksınız. Bilmek, doğru anlam bulamazsa güçsüzlük yaratır. Zaman, dostane duygularla hissedilmezse azap verir. An büyütülmezse küçüklüğün mezarı olur. Ve yöntem… Hâlâ kendini aramanın sancılarıyla sarsılıyorum. Hâlâ varoluşuma anlam katmaya çalışıyorum. Hâlâ kırmam gereken onlarca zincirin varlığını hissediyorum. Ey bilgelik. Bilgem. Yaşamın görünmeyeni beni büyülüyor. Onlara ait olduğumu hissediyorum.” Jindar, her daim mekân ve zamanda anlamlı yaşamın inancından ve arayışından vazgeçmedi; güzelliklerine inanarak onları algılayıp yaşamaya çalıştı.

Jindar Ezgi Dersim, varoluşunu anlamlandırmaya çalışırken içsel yolculuğunda her zaman tarihsel, toplumsal hakikatini bilerek kendini sorguladı. Sorgulamalarının temelinde tarihsel, toplumsal gerçeklik olduğu için kişiliğini büyüttü, kendini anlamlandırdı. Anlam arayışı Jindar’ın varoluşunu doğurdu; varlığı da anlamlı yaşam karşısında ölümsüzleşti. O yüzden kendini var kılmayı bildi; gittiği her mekân ve zamanda, dokunduğu her yürekte kalıcı izler bıraktı.

Heval Jindar, büyülü ve muhteşem bir coğrafya olan Dersim’de doğdu ve büyüdü. Dört tarafının dağlarla çevrili olduğu, yeşilliğin her yeri kapladığı, sularının bol olduğu, doğanın canlı görüldüğü, ona tapıldığı ve kutsallaştığı bir gerçeklik içinde büyüdü. Doğayı sevmeyi ve kutsal görmeyi daha küçükken öğrendiği için Heval Jindar’ın doğayla ilişkisi de farklıydı. Gördüğü her ağacı öper, ona dokunur, uzaktakine selam verir, doğan güneşi büyük bir kutsallıkla karşılardı. Hayvanları sever, bir çiçeği incitmemek için hassas yaklaşırdı. O doğayı çok sever, ona saygı gösterir; doğa ana da onu bu kutsallıkla kucaklardı. Çünkü hep, doğa ana beni görüyor, izliyor ve koruyor, derdi. Yine toplumsal değerlerin güçlü olduğu bir ortamda yetişmesinden kaynaklı, insana dair sevgisi büyüktü. Sevgi dolu yaşamak, sevgiyi yaşamının ve ilişkilerinin temeline yerleştirmek yönünde bir yaklaşımı ve bakış açısı vardı. O yüzden hep şunu derdi: “Ben sevginin tüm güzelliklerin temeli olduğuna inanıyorum. Sevgi, güzellikleri açığa çıkarıyor. İnsanlardaki güzellikleri ortaya çıkarmayı istiyor, aslında bunun çabasını veriyorum.” Onun içindir ki Heval Jindar bir sevgi çağlayanıydı; olduğu her ortamda, paylaşımda bulunduğu her arkadaşta sevinç ve değer yaratırdı. Her arkadaşa neşe bulaştırırdı. Güzel bakmanın kapısını açar, iyiye ve doğruya dair ne varsa seni onunla buluştururdu. Yani Jindar demek, sevgi dolu yaşamayı bilmek, bakmak, hissetmek demektir. Paylaşımda bulunduğu her arkadaşta bu duyguyu yaratmış, herkeste kalıcı izler bırakmıştır. Yine Heval Jindar’ın Önderliğe sevgisi ve bağlılığı da çok farklıydı. Önder APO’dan bahsederken gözlerindeki ışıltı, paylaşımındaki samimiyet ve içtenlik bizleri etkiler; Önderliğe daha çok bağlı olmamızı, onu anlamamızı ve sevmemizi sağlardı. Önderliğe ilişkin duygularını ya da hissettiklerini yazıya dökerdi. Yazdığı yazılar bizi düşündürür, anlam düzeyimizi büyütür, devrimciliğimize ışık olurdu. Önderliğe ilişkin olarak 2013 kış kampı sürecinde günlüğüne şöyle bir yazı yazmıştı: “Önderliğimiz bu çağın insani değerlerini taşıyan, yaşayan ve koruyan insanıdır. O, hakikat aşkına ermiş ve buna hayatını adamış bir insan. Çağımızın en direnişçi ve özgürlüğe en yakın insanı. Kadınların en yakın dostu ve yoldaşı. Çocukları en saf halleriyle anlayan, o temiz dünyalarına girmeyi başaran insan. Doğa anamızın hayırlı evladı, güzel çocuğu. O’nu gerçekten çok seviyorum. Benim moral, güç ve cesaret kaynağım. En temel hedefim O’nun güzelliğine layık olmaya çalışmak. Sevgime anlam katmak ve onu değerli kılmak için çabalıyorum.”

Heval Jindar, devrimci mücadelesinde dağların görkemi ve heybeti içinde doğru yolda yürümeyi bilmiştir. Yaşamın tüm zorlukları kendini koca bir yük gibi dayatsa da bütün zorlukları sırtlamış; şikâyet etmeden, inancını yitirmeden, özgürlük kavgasının ateşinde kişiliğini harmanlamış, emek ve sevgiyle kendini var etmiştir. Bunu Cilo’nun heybetli diyarında, Dersim’in asi dağlarında yaratmıştır. Mücadelenin, kavganın sıcağı sıcağına yaşandığı mekânlarda varlığına anlam katmıştır. O, Cilo’yu ve Dersim’i bir öğretmen, bir ana, bir bilgelik mecrası olarak görmüş; yaşam ve mücadele pusulasını buna göre belirlemiştir. O yüzden dağlarımız sadece korunma yerleri olmamış, aynı zamanda öğretici mekânlar olmuştur. Dağlar Jindar’a bilge bir mekân, Jindar da dağlara güzel bir evlat olmuştur.

Jindar arkadaş, bir Dersimli olarak yalnızca Dersim’in hayırlı bir evladı olmamış; aynı zamanda mücadeleye katıldığı 2001 yılından 2018 yılına kadar Kürdistanlı ve sosyalist bir devrimci olarak bütün Kürtlerin ve insanlığın hayırlı bir evladı olmuştur. İnsanlığın beşiği Zagros Dağları’nda mücadele vermiş, gençlik ve halk çalışmaları yürütmüş; son olarak altı yıllık Dersim gerillacılığıyla yaşamı ve zamanı dolu dolu yaşamış, direnen ve boyun eğmeyen kişiliğiyle Bese’nin, Zarife’nin, Bêrîtan’ın ardılı olarak zalim ve barbar düşmana karşı savaşarak bir kadın gerillanın gücünü ve asaletini herkese göstermiştir. 15 Ağustos’ta düşmanın başlattığı operasyonda, bütün inancı, bağlılığı ve cesaretiyle Heval Berfin ve Heval Çekdar’la birlikte düşmanla çatışarak ölümsüzler kervanına katılmışlardır.