Özel savaş düzeni içerisinde sistemin gerçekleştirdiği katliamları gerçekleştirenler ordunun herhangi sıradan bir gücü değiller.
Bunlar ordu içerisinde özel oluşturulmuş bölüklerdir. Yine orduya topluluk halinde katılan çeteler var. Mesela Topal Osman’ın böyle bir özelliği var. Karadenizlidir, bir çetedir. Soygunlar yapıyor, yollar kesiyor, baskınlar düzenliyor kendi hâkimiyetini o çete örgütlenmesiyle, o çete eğilimiyle, çete saldırılarıyla sağlıyor. Giderek güç haline geliyor. Öylesi bir süreçte M. Kemal’in bunlarla kurduğu ilişkiler var. Bu sefer toplu olarak orduya katılıyorlar, ordu içerisinde özel bir birlik haline geliyorlar. İşte Sakallı Nurettin Paşa diye birisi var, ordunun başına geçiyor. Topal Osman da onunla birlikte. Kürdistan’daki Koçgiri katliamını gerçekleştirenler de bunlardır. Hontus ve Pontuslulara yönelik katliamları gerçekleştirenler de bunlardır. Yani bu katliamlarda özel güçler kullanılıyor. Ve bu kullanılan özel güçler de hareket serbestliğine, öldürme, gasp, işkence ve el koyma yetkisine sahip. Tecavüz yetkisi verilmiş ve onlar da onu sınırsızca yapıyorlar. Yani her türlü savaş suçunu işlemekte serbest kılınan ve dokunulmayan, onun örgütlenme ve savaş tarzının yönelimleri olarak uygulanıyor. Bunlar da özel savaş içerisinde değerlendirilmesi gerekenler. Başka şeyler de var. İttihat terakki örgütü dağılmıştır ama Teşkilat-ı Mahsusa örgütlülüğünü sürdürüyor. Bu teşkilatı mahsusa sadece İstanbul’da örgütlenmiş olan bir yapılanma değil. Anadolu şehirlerinden daha çok; Şam’da, Bağdat’ta ve Kafkasya’da örgütlenmiş. Bunlar ideolojik şekilde de bir bakış açısına sahipler. Turancıların; Türkçülükle, ırkçılıkla donatılmış bir düşünce yapıları da var. Bunlar, Kafkasya’da olsun, Bağdat’ta olsun, Şam’da olsun, örgütlendikleri bu tür yerlerde özel örgütlenmelere sahipler, özel eylem birlikleri oluşturuyorlar, özel teşkilatlanmaya ve yer altı örgütlenmeye gidiyorlar. Tabi bunlar Osmanlının TC’ye evirilmesi sürecinde TC’yi oluşturanlarca devralınan, devralınmakla birlikte kalmayıp var olan politikaları da devam ettirdikleri bir zemin haline geliyor. T.C. oluşumunda bu yönleriyle tepeden inme, ağırlıklı askeri bürokrasiye dayanan komplolarla, katliamlarla kendisini iktidar eden güç olarak, kendisini örgütleyen bir özelliğe sahip. Zaten iktidarlarını kurduktan sonra da iç komplolar devam ediyor. İşte Kazım Karabekir devre dışı bırakılıyor. Yine M. Kemal’in silah arkadaşları olarak bilinen Rauf Orbay ve Fethi Okyar gibi kişiler var, onlar da etkisiz hale getiriliyor. Öyle ki Ankara’da meclis kurulmuş, milletvekillerinin dahi komplolarla öldürülmesi söz konusu oluyor. O temelde devlet kendisini yapılandırıyor. Öylesi bir yapılanmada belirli bir sonuca gelindikten sonra, ulusal sınırlar kabul ettirildikten sonra, o siyasal sınırlar içerisinde kimler kalmışsa onlara yöneliyorlar. Kürtlere de, İslami çevrelere de, sosyalistlere de yöneliyorlar. Kimler karşısındaysa onlara yöneliyor. Alevilere de özel olarak yöneliyor. Bunların hepsini kendi önünde bir engel olarak görüyor, farklı iktidar odakları olarak görüyor. O engelleri ortadan kaldırarak kendi varlığını oluşturmak istiyor. Sadece bununla da kalmıyor, hâkim ideolojisini de pekiştirmek istiyor, bununla da kalmıyor ulus devlet stratejisini en sert ve komplocu bir şekilde uygulamaya başlıyor. O nedenle devlet uluslaşmasının yaratıldığı ve geliştirildiği alanlar haline getiriliyor. Buna göre amaç; Kürtlerin, Lazların, başka ırktan ama Müslüman topluluklar olarak bilinen toplulukların Türkleştirilmesidir. Alevilerin sünnileştirilmesi ve daha çok hafifleştirilmesi hedefleniyor. Böylelikle hem kültürel ve kimliksel olarak, hem de inançsal olarak TC’deki Türk Anadolu topraklarında geliştirilen, geliştirilmeye çalışılan ulus devletin modeli, ulus devletin uluslaşması mevcut T.C. sınırları içerisinde hâkim kılınmaya başlanıyor. Bunların hepsi özel planlar çerçevesinde oluyor. Yani bir sorun yaşanıyor, hemen bu sorunları ortadan kaldıralım temelinde oluşmuyor. Mesela Şark Islahat planı var. Ondan önce istiklal mahkemelerinin kurulması kararları var. İstiklal mahkemelerinin kurulmasına yönelik olarak gerekçeleri olan metinler var. Şark ıslahat planın amaçları var. Bunların hepsi Türk devlet uluslaşmasının oluşmasını hedefleyen planlardır. Bunların hepsi özel uygulama ve yasalarla geliştiriliyor. Özel savaş, yasa, uygulamalarla, yönelimlerle inşa edilen bir sistemi ifade etmiyor mu? Ediyor. Bunların hepsi TC’nin oluşumunda var olan özellikler. Kürdistan’da askeri işgalin, ilhakın, asimilasyon politikalarının üzerinde geliştirildiği bir zemini anlatıyor. Dikkat edelim 1950’lere kadar zaten özel savaş stratejileri içerisinde değerlendirdiğimiz yönelimlerin çoğu Anadolu ve Kürdistan coğrafyasında uygulanıyor. Darbeyse darbe uygulanıyor, soykırımsa soykırım uygulanıyor, asimilasyonsa onu geliştirecek adımlar atılıyor ve uygulanıyor. Varlığın inkârıysa onlarla sağlanıyor. Hep toplum mühendisliği denir ya o mühendislik planlaması şeklinde TC’nin bir oluş gerçekliği var. Bunlar bir özel savaş sisteminin, rejiminin oluşmasının aynı zamanda sağlam temelleri oluyor. Bu temeller üzerinde Kürdistan’da yürütülen yeniden bir işgal harekâtı var. Ama bu işgal yeni bir planlama dahilinde gelişiyor. Kürdistan hepsini hedef almıştır doğru ama hepsine birden yönelmiyor, parça parça yöneliyor. Önce en stratejik alanları belirliyor, en stratejik alanlarda en zayıf noktaları belirliyor, en zayıf noktalar üzerinde provokasyonlar geliştiriyor, provokasyonları gerekçe olarak görüp orayı askeri olarak denetim altına almak için saldırılar başlatıyor, soykırım politikasını yürütüyor, insanları yerinden yurdundan göç ettiriyor. Bir bölgede onu yaptığı zaman bu sefer diğer bölgeye gidiyor, benzer stratejiyi orada da uygulamaya koyuyor. Oradan bir başkasına gidiyor. Onun için deniyor ya Genç-Palu isyanının başlangıcıdır. Aynı zamanda Şeyh Said İsyanı olarak da nitelendiriliyor, 1940’lara kadar olan süreç deniyor. Kürt isyanı denen isyan hep orada, Kürdistan’ın parça parça denetim ve kontrol altına alınmasına yönelik başlatılan saldırılardır. Gerçekleştirilen isyanlar, saldırılar karşısında halkın meşru savunmasıdır. Meşru savunma isyan oluyor. Ama orada meşru savunma kendini koruma savaşıdır, kime karşı; işgale, soykırıma karşı. Şimdi bu işgal saldırıları Kürdistan’da başladığı zaman aynı zamanda alınan kararlar var, bunlar şark ıslahat planında çok açık bir şekilde dile getiriliyor. Kürtlerin yerinden göçertilmesi var, Kürtlerin göçertildiği yerlerde Kafkasyalardan, Balkanlardan getirilen Müslüman Türk göçmenlerin yerleştirilmesi var. Kürtlerin uzaklaştırıldığı bölgelere onlar yerleştiriliyor. Ya da Kürdistan coğrafyasının en stratejik alanlarına bunlar yerleştiriliyor. Kürtleri soykırımdan geçiriyor, sürgüne tabi tutuyor ve en stratejik yerlere karakollar inşa ediliyor, yollar yapılmaya başlanıyor.
(B): Yine özel birlikler var, bunlar harekete geçiriliyor. Bunlar sürekli Kürdistan’ın bir yerinden diğer yerine olan saldırılarını anlatıyor. Kürdistan yeniden nasıl işgal edildi bunları anlatan uygulamalar şeklindedir. Şimdi İsmet İnönü’nün o süreçte hazırladığı Kürt planı var. Mesela o Kürt planına göre Fırat’ın batısının Türkleştirilmesi esas alınıyor. Eğer Fırat’ın batısı Türkleştirilirse Kürt sorunu çözülecektir deniyor. Belirli bir alana Kürtler sıkıştırıldığı zaman özel politikalarla Türkleştirilecek, burada soykırıma tabi tutma imkânları ortaya çıkacak. Yani Kürdistan’da askeri işgal ve ilhakla aynı zamanda asimilasyon, yani kültürel soykırımı geliştirme politikaları bir arada uygulanıyor. Belli dönemlerde bazıları öne çıkıyor doğru ama bazılar öne çıksa da sömürgeciliğin gerçekleşme biçimleri Kürdistan’da uygulanıyor. Böylesi bir özelliği var. Askeri işgal süreci kendine göre tamamlandığı zaman, zaten asimilasyon için altyapı hazırlıkları yapılmış, yasalar çıkartılmış, insanlar belirli yönleriyle o noktaya doğru yönlendirilmeye çalışılmış, o temelde asimilasyonist politikalar devreye girebiliyor. TC’nin siyasal kurumları birebir Kürdistan’ın her tarafına taşırılabiliyor. Bunların hepsi belirli bir planlama çerçevesinde oluşuyor. En son da Kürdistan’ın ekonomik talanı söz konusu oluyor. Sadece yeraltı zenginliklerinin gaspı değil, yerüstü zenginliklerin gaspıyla birlikte Kürdistan bir pazar haline geliyor. Sadece pazar alanı haline gelmiyor, pazar alanı haline getirilen Kürdistan’da Kürdistan toplumu Türkleştirilen bir toplum haline getirilme pozisyonuna da sokuluyor. Kürdistan toplumu bu yönleriyle egemenlik altına alınmış oluyor. Dikkat edilirse tüm bu uygulanmaya konan politikalar bir mühendislik çalışması şeklinde icra ediliyor. Alınan kararlar özel, yapılan planlamalar özel ve bunların uygulanması da özel. Bunlar masa başında planlanıyor, masa başında tartışılıyor, masa başında bunların nasıl uygulanacağı yönünde kararlar alınıyor. Tüm bunların gerçekleştiği yıllar ise Kürdistan’da 1925’lerle 40’lar. Öncesinde de devralınan miras var. Şimdi 1940’lı yıllar, 2. Dünya savaşının yeni başladığı bir süreci ifade ediyor. Almanya’nın da 2. Dünya savaşında oynamış olduğu rol biliniyor. Almanya’da o yıllar Hitler iktidarı var. Hitler de kendi sistemini inşa ederken özel planlamalar gerçekleştiriyor, özel kararlar alıyor, özel güçler oluşturuyor. Bir nevi Almanya’daki yönetim şeklini ve toplumsal sosyolojiyi kendine göre yeniden düzenliyor. Hitler bunu yaparken esinlendiği kişiler var. Hitler’in kendisi diyor; ‘Mustafa Kemal’i ben kendime örnek aldım, M. Kemal benim öğretmenimdir’. Şimdi Hitler’in de 2. Dünya savaşında ortaya koyduğu politikalar özel politikalardır. Bir nevi mühendislik çalışması olarak belirlenerek hayata geçirilen bu planlamalar, önemli bir örnektir. Yahudilere yönelik soykırım saldırıları böyle başlıyor. Bu saldırıların ardı sıra sosyalist ve komünist kesimlere yönelik saldırılar da bu planlamalar neticesinde başlıyor. Sonunda toplumun geneline yayılan özel savaş uygulamaları devreye sokuluyor. Alman ordusu yeniden düzenleniyor. Alman ordusunun resmi asker sayısı aşağıya doğru çekiliyor ve bunun yerine Hitler’e bağlı olan güçlerin sayısı ise düzenli ordunun sayısını katbekat aşıyor. Buna göre bir düzenleme oluşturuluyor ve aynı düzenleme siyasette de yapılıyor. O temelde de harekete geçiliyor. Saldırıya geçerken ilk başta Çekoslovakya’ya saldırıyor. Çünkü kendi savaş ekonomisini örgütlerken Çekoslovakya’da gelişen savaş sanayisini kontrol altına alması gerekir. Ondan bir yıl sonra da Polonya işgali başlıyor. Almanya 1. Dünya savaşından mağlup çıkmıştır, Avrupa’nın diğer emperyalistleri ABD tarafından yeniden canlandırılıyor ve ayaklandırılıyor. Hitler’in hedefinde ise Sovyetler Birliğine saldırmak vardır fakat ilk başta Sovyetlere saldırmıyor, bunun yerine Polonya’ya saldırıyor. Sovyetlere daha sonra saldırıyor. Hepsi bir strateji ve planlama doğrultusunda geliştiriliyor. Ama planlamayı geliştirenlerin başında Hitler yer alıyor, Hitler de M. Kemal’i kendisine örnek almış. Türkiye’de uygulananlar, M. Kemal’in uyguladıkları sadece Hitler tarafından örnek olarak ele alınmıyor. 2. Dünya savaşı sonrası ABD yeni sömürgecilik politikasını geliştirirken, buna yönelik özel savaş politikalarını geliştirirken dünya pratiklerinden de yararlanıyor. Özel savaşı pratikleştirmek için strateji belirlerken de daha çok TC’den, ittihat terakkiden ve teşkilatı mahsusa dan yararlanıyor. O zaman teşkilatı mahsusa’nın ileri gelenleri tarafından tutulan günlükler var, TC’nin elindeki belgeler var. Bu belgeleri alıp inceliyorlar. Sonradan kendilerine çıkardıkları sonuçlar var. Bu uygulamaların da gerçekleştiği temel bir yer de Kürdistan. Kürdistan veya Türkiye’deki özel savaş T.C. sınırları içerisinde geliştirilen özel savaş politikalarını sadece o coğrafyadaki gerçekleşen ya da sonuçları o coğrafyadaki gerçekleşenlerle sınırlı kalan bir uygulama olarak görmemek gerekiyor. Bu yönleriyle özel savaş stratejisinin gelişmesinde, taktiklerinin geliştirilmesinde temel verilere ulaşılan bir pratik saha olarak anlam kazanıyor. Türkiye ve Kürdistan’daki özel savaşı ele alırken önce o uygulanan süreci, uygulanan bu sürecin uluslararası alanda ifade ettiği anlamı doğru görmek gerekiyor ki, daha sonraki süreçte ABD stratejisinin Türkiye’de nasıl somut bir anlam kazandığını doğru anlayıp, doğru görelim. İşte 2. Dünya savaşı bitiyor, ABD sömürgecilik mirasını devralıyor. O sömürgecilik mirasını devraldığı zamanda kendi jandarmalığını üstlendiği o sistem içerisinde de karşı devrimi nasıl sürekli kılabiliriz, kapitalist modernite sistemi nasıl sürekli kılabiliriz, onun arayışları içerisine giriyor, ona uygun bir şekilde politikalar geliştiriliyor. Bu politikaların çeşitli isimleri var. İşte Marshall planı deniyor, Truman doktrini deniyor, yeni sömürgecilik deniyor, özel savaş stratejisi deniyor. Hepsi 2. Dünya savaşı dönemindeki süreçte ABD’de somut ifadeye kavuşan ama etkisini ise tüm dünyada gösteren politikalar anlamına geliyor. Bunun yeni sömürgecilikle bağını kurmak gerekiyor, ABD’nin dünya hâkimiyetiyle bağını kurmak gerekiyor, devraldığı sömürgecilik mirasıyla uzantılarını kurmak gerekiyor, değişen dünya politikalarıyla bağını kurmak gerekiyor ve bilmek gerekiyor ki özel savaş bu temelde gerçekleştiriliyor. Şimdi özel savaş geliştirildiğinde ise hedefleri var. Hedeflere ulaşabilmek için de belirli mekanizmalar oluşturuluyor, o mekanizmalar üzerinden hareket ediliyor. Başta belirtmiştik. Bunun ayakları; Gayri Nizami Harp, İstikrar Hareketi ve Psikolojik savaştır. Bu 3 ayak üzerine oturtuluyor. Bu 3 ayak üzerine oturtulurken de stratejik hedefler var. İşte gayri nizami harp sömürgeciliğe karşı bağımsızlık mücadelesi veren, ulusal kurtuluş mücadelesi veren ülkelerde gelişen gerilla mücadelesine karşı cepheden başlatılan saldırıların, başvurulan yöntemlerin ve uygulamaya konan stratejinin adı oluyor. Bu nedir? Gerilla küçük gruplarla hareket ediyor ama o zamana kadar düzenli orduyla gerillaya karşı savaş var öyleyse gerilla karşı düzenli ordu harekâtı dışında da harekât biçimlerinin devreye konulması. Öylesi bir harekatın devreye konulması için de özel güçler oluşturuluyor, özel harekât güçleri oluşturuluyor. Bu özel harekât güçleri ise normal bir ordu eğitimi dışında bir eğitime tabi tutuluyor. Normal ordu düzenlenişinin dışında daha küçük birimlerle, daha inisiyatifli hareket edebilecek birimlerin örgütlenmesine gidiliyor. Eğitimler de buna göre belirleniyor. Bunlar gerillaya karşı özel harekât geliştiren güçler oluyor. Gayri nizami harbi o güçlerin geliştirdiği hareketlilik olarak görüyorlar. Ama bu, gayri nizami harbin sadece bir bölümünü oluşturuyor ve bunlar değişik isimler alıyorlar. Sadece ordu ve polis içerisinde resmi militarist güçler oluşturmakla sınırlı kalmıyorlar. Aynı zamanda bu gayri nizami harpte kullanabilecekleri yeraltı unsurlarından oluşan örgütler de oluşturuluyor. Buna proleteryal birlikler, yerel savunma birlikleri ve daha değişik isimler veriliyor. Öyle ki askerliğini yapmış toplum içerisindeki bireyler de o yeraltı örgütlenmesinin parçası şeklinde de oluşturulabiliyor. Hedefinde ne vardır? İşte Sovyetler birliği oluşturulmuştur, Sovyetler birliği düşman olarak görülüyor, Sovyetlerin müdahale edeceği yakın ülkeler var, müdahaleyi varsaydıkları bu yakın ülkelerde her an Sovyetlerin bir müdahalesi olacakmış gibi hazırlıklar içerisine giriliyor. Bu hazırlıklar iki boyutlu:
1- Ordunun ona göre düzenlenmesi
2- Yeraltı faaliyetlerinin ona göre düzenlenmesi
Yeraltı faaliyetler yasal değil, illegal yürütülüyor. Hem militarist güçler ona göre konumlandırılıyor, hem de halk içerisindeki güçler ona göre konumlandırılıyor. Buna göre siyasal örgütlenmeler kapsamında ‘Sivil Toplum’adı altında örgütlenmeler içerisine de giriliyor. İşte Türkiye’de ABD’nin belirlediği özel savaş stratejisinin pratikleşmesinde de adımlar bu temelde atılıyor. Türkiye Cumhuriyeti NATO’ya üye oluyor, NATO’ya bağlı ülkelerin orduları ise NATO ordusu olarak kabul ediliyor. O ordunun askeri düzenlenmesinden tutalım, yemesine, içmesine, giyinmesine ve silahına kadar NATO listesine kayıtlı olan malzemelerden oluşturuluyor. Ve böylesi bir ordu içerisinde doğrudan ilişkiler de sürdürülüyor ama onun içerisinde sürdürülen gizli, derin bir ilişki de var. Bunlar da değişik isimlerle adlandırılıyor. İşte Gladyo adı verilen örgütlenme o temelde oluşturuluyor. ABD ve İngiltere’de o tür örgütlenmeler var. Bu örgütlenmelerin ortaya çıktığı ülkeler; Daha çok İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya, İtalya, Yunanistan ve Türkiye’dir. Yani NATO’ya üye hangi devletler varsa oralardaki askeri örgütlenme içerisinde gladyo örgütlenmesi önemli bir yer teşkil ediyor. Bunlar, gizli operasyonları yürütmekte, gizli örgütlenmelerle belirlenmiş kişiler üzerinden özel yöntemlerle hareket eden birliklerdir. Türk ordusu içerisinde de bu oluşturuluyor. Türk ordusunun içinde bu örgütlenmeye öncülük yapacak kişiler Amerika’ya götürülüyor. Bu isimler Amerika’da özel eğitimlere alınıyorlar. Özel harekât ve savaşa göre eğitilen subaylar haline geliyorlar. Ordular içerisinde ilk gladyo örgütlenmesi Amerika İlişkiler Dairesi Başkanlığı tarafından gerçekleştiriliyor. O dairenin başına geçen de Amerika’da eğitilen subaylar. O dairenin başına ilk geçenlerden biri de Alparslan Türkeş’tir. İşte o tür faaliyetlerde seferberlik tahkik kurulu adında oluşturulan yeni bir örgütlenmeyle daha fazla geniş bir alana etki eder hale getiriliyor. Bunlar ordu ve polis gücü içerisinde örgütleniyor, oradan da toplum içerisinde faaliyetlere başlıyor. İşte yerel proleteryal birlikler oluşturuluyor, onlar içerisinde örgütleniyor. Böylesi bir örgütlenme şeması var. Ama bu örgütlenmeyle beraber bir de ordu içerisinde özel harekâtı yönetmekle yükümlü olan bir örgütlenme içerisine de giriliyor. Türk ordusunda komando birlikleri var. Komandoların görevi özel harekât yürütmektir. Daha sonra mavi bereliler, bordo bereliler ismiyle özel harekât birlikleri oluşturuluyor. Onların görevi stratejik özel harekâtlar yürütmektir. İşte benzeri örgütlenmeler kapsamında Amerika’da Deniz piyadeleri var. O da öylesine bir rol üstlenmiş. Fransa’da paraşütçü birlikleri var o da aynı şekilde rol üstlenmiş. Yani tüm NATO üyesi olan ülkelerde hem illegal bir çekirdek oluşturuluyor hem de meşru bir görünüm verdiği özel harekata göre düzenlenmiş bir askeri örgütlenme içerisine giriliyor. Yani ordu NATO’ya bağlı artık oradan komut alıyor ona göre bir düzenlemiş içerisinde ama ilişki onunla sınırlı değil o bunun yapılanmasına göre bir biçim kazanıyor. Buna göre konumlanması ise bir Sovyet müdahalesine karşıdır, iç ayaklanmaya karşı bir konumlanmadır. Şimdi bu iç ayaklanmaya karşı konumlanmada ise öylesi bir harekâtı besleyebilecek toplum içerisinde örgütlenme ağları oluşturuyor. Dernekler, partiler kuruluyor hep buna hizmet temelindedir. İşte Türkiye’de Komünizme karşı mücadele dernekleri kuruluyor, görevi budur. Yine Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi kuruluyor. İşte vatanseverler adı altında toplum içerisinde illegal örgütlenme kuruluyor. O vatanseverler olası bir iç savaşta, olası bir dış müdahalede hazır kıta asker konumundadırlar. Türkiye’nin devlet sınırları içerisinde stratejik bölgeler oluşturulmuş, o bölgelerde silah depoları oluşturuluyor, gizli üsler kuruluyor. Bunların hepsi birer özel savaş hazırlıkları. Özel savaş temelinde yapılan hazırlıklar. Toplum örgütleniyor, dincilik milliyetçilik kullanılıyor. Dincilik ve milliyetçilik üzerinden özel savaşın ideolojik bir altyapısı oluşturuluyor. Bu ideolojik altyapı toplumu da içerisine alabilecek, toplumu da kendi hizmetine sunabilecek rol oynuyor. Ona göre toplum yoğun bir propaganda savaşıyla, psikolojik savaşla dinci, milliyetçi, devletçi düşünce yapısıyla yoğrularak her an istenildiği gibi bir saldırıya hazır hale getiriliyor. Kıbrıs savaşı olmuştur, Kıbrıs’ta sorunlar yaşanmıştır, T.C. nin Kıbrıs’a müdahalesi olmuştur, T.C. nin Kıbrıs’a müdahalesi yaşandığı zaman Türkiye’de, Kürdistan’da olsun çok yoğun bir düşmanlık geliştirilmiştir. Rum düşmanlığı ırkçılık, milliyetçilik ve dincilik üzerine kurulmuştur. Bunun içerisine Kürtler, Türkler, Araplar, Gürcüler gibi diğer müslüman topluluklar da dahil edilmiştir. Bunların hepsi birer özel savaş planlaması şeklinde kendisini gösteriyor. Bunlar örgütlenirken de artık Kürdistan sömürgeleştirilerek egemenlik altına alınmıştır. Türk sömürgeci kapitalizminin pazarı haline getirilmiştir. Bunun yanında asimilasyon da belirli bir aşamaya getirilmiştir. Kürdistan, T.C. devlet sınırları içerisindeki uygulamaya konan özel savaş uygulamalarının birebir merkezi haline getirilmiş, bütünlüklü bir politikanın parçası yapılmıştır. Ama bu politika uygulanırken Kürdistan’a özgü yanları da var. Nedir bu Kürdistan’a özgü yönler? T.C. her ne kadar Kürdistan’ı kendi uzantısı haline getirdiğini varsayaraktan politikalar uygulamaya koysa da Kürtlüğü hep başının bir belası olarak görmüştür. Her an ayaklanabilecek ve kendisi için potansiyel bir tehlike olarak görmüştür. O nedenledir ki T.C. devlet sınırlarını esas alarak uygulanan politikaların yanında Kürdistan’a özgü politikalar da devreye koymuştur. Örneğin mesela diyelim çeşitli planların uygulanmasında Kürtlere yönelik bir soykırım politikası çok yaygındır. Kürdistan’ı esas alan o askeri örgütlenmeler var, jandarma var, karakollar var. Onlar toplum üzerinde tam anlamıyla baskıyla denetim kurar hale gelmiştir. Kürdistan’da halk devlet deyince jandarmayı hatırlar hale gelmiştir. Jandarmayla devlet özdeşleşmiştir. Jandarma zulmü altında halk inim inim inletilmiştir. Bu durum oradaki özel politikayı gösterir. Okullar açılmıştır, o okullarda yaygın bir Türkleştirme politikası yürütülmüştür, okullar asimilasyon yeri haline getirilmiştir. Kürtler zorunlu eğitim altına alınmıştır yurtlara alınmıştır. Bu da özel savaşın Kürdistan’da uygulanma biçimleridir. Kürdistan’da tarikatlar çok yaygın hale getirilmiştir, Kürdistan’da yaygın hale getirilen bu tarikatlar, İslam’daki mezhepler içerisindeki o dinin yorumlanmasına dair ya da dini hususlar var, usuller var onların yerine getirilmesindeki farklılıkların ortaya çıkardıkları bir tarikat, bir eğilim değil. Tamamıyla dincilik, milliyetçilik temelinde Kürdistan’daki ulusal inkârı, asimilasyonu, Türkleştirmeyi geliştiren uygulanan politikalardır. Bir yandan askeri baskı, jandarma, sömürgeci durum var ama diğer tarafta dincilik etkili şekilde kullanılıyor, asimilasyon etkili bir şekilde kullanılıyor. Bunlar birer özel savaş politikaları olarak Kürdistan’da uygulanıyor. Bununla birlikte başka uygulanan politikalar da var. İşte Kürtlük bir tehlike olarak görüldüğü zaman, Kürtlüğü canlandırabilecek ne varsa onlara karşı da saldırılıyor, onlara karşı da hareket ediliyor. Nedir bu saldırılar? Örneğin Kürt dilinin kullanılmasını engellemek için 1960’lardan sonra bazı gelişmeler oluyor. O dönem Irak’ta Kürtçe radyolar yayın yapıyor, öncesinde Ermenistan-Erivan’da Kürtçe yayın yapan radyolar var. Bu yayın yapan radyolara alternatif olarak Diyarbakır’da, Erzurum’da radyo yayınlarına başlanıyor. Buralarda Kürtçe radyoların dinlenilmesi engellenmeye çalışılıyor. Halkın kendi diliyle konuşmasını ve müziğini dinlemesini engellemek için başvurulan yöntemlerdir bunlar. Kürtçe yayına başlayan radyoların Kuzey Kürdistan’daki etkisini kırmaya yöneliktir, asimilasyona hizmet temelindedir. Kürtçe türküler Türkçeleştiriliyor. Kürdistan’da yerleşim yerlerinin adı tamamıyla Türkleştiriliyor. Yani Kürdü çağrıştıracak hiçbir şeyin varlığına müsaade edilmeyen politikalar devreye konuyor. Bu bir özel savaş politikasıdır. Yine Kürdistan’a yönelik politikalar belirlendiği zaman dört sömürgeci devlet Kürtleri ortak düşman gördükleri için Kürdistan’a yönelik politikada bir ortaklaşma içerisindedirler. Yani Kürdistan’a yönelik İran, Irak, Suriye ve Türkiye kendi başına hareket edemez. Bu devletlerin ortak hareket etmesi söz konusudur. Birlikte karar alıyorlar, birlikte uyguluyorlar. Birilerinin çıkarlarına ters düşecek şekilde diğerleri müsaade etmiyor. Kürtler ortak düşman olarak belirlenmiş. Bu ortak düşmana karşı düşmanlar ortaklaşarak Kürtlerin ortak düşmanı haline gelmiş.
