Tarihi milattan 5 bin yıl öncesine kadar uzanan ve birçok medeniyete ev sahipliği yapan.
aradan geçen bin yıllara, yıkımlara, savaşlara ve doğal felaketlere rağmen ayakta kalmayı başaran ve birçok kültürün izlerini günümüze kadar taşıyan; gölleri, kedileri, kaleleri, kiliseleri, su kanalları ve uzun bacaklı turnalarıyla ünlü Van şehrinde, tarih yaprakları 1972 senesini gösterdiğinde hayat yeni bir Filiz verdi.
Tarihi kültürel birikimleri ve doğal güzellikleriyle göz kamaştıran, kenti kuşatan Süphan, Artos, Kato ve Erek dağlarından esen rüzgarların ovadaki laleleri alınlarından öptüğü ilk yaz mevsiminde hayata merhaba diyen Leyla; 1. Dünya Savaşı yıllarında bir yanı İran’dan, diğer yanı Kafkasya’dan sürülmüş insanların Van’da kurdukları mütevazi bir ailede, Ano ve Mehmet çiftinin 7’inci çocuğu olarak dünyaya geldi.
Özalp, köyden bozma küçük ve gelişmemiş bir kasabaydı ancak barındırdığı insan malzemesi açısından zengin ve renkliydi. Kasabanın gökkuşağı gibi bu rengarenk yapısı Leyla’nın hoşgörülü, kucaklayıcı ve empati duygusu güçlü kişiliğinin şekillenmesinde önemli bir rol oynadı. Hangi yana dönse bir başka farklılıkla karşılaştı ve kendini onların bir parçası saydı.
Nazlı, kırılgan, kıpır kıpır bir çocukluk dönemi geçiren Leyla 4 yaşındayken annesini kaybetti. Özalp ilçesinde doğup büyüyen Leyla’nın yerinde duramayan, içi içine sığmayan bir yapısı vardı. İçine doğduğu ailesi, çevresi, köyden bozma kasabası ona dar, çok dar geliyor, ruhunu sıkıyordu. Bu yüz- den sıradan hayata, ilişkilere ilgi duymuyor, dikkatini farklı, sıra dışı şeylere veriyordu. Başkasına verdiği değerde kendi değerinin büyüklüğünü hissediyor, Onu özel kılan bu yanının derinliğine inmeye çalışıyor, bu yüzden kendini sürekli olarak gözden geçiriyor, tartıyor, tanımaya özel önem veriyordu.
Leyla, özel ve farklı biri olduğunu herkese, her yere, evrenin en ücra köşelerine kadar avaz avaz haykıracak kadar kendisini ve hayatı seviyor, iyi, güzel, etkili olan ne varsa tutkuyla sarılıyordu... Ümidi, sevinci, neşesi sonsuzca. Güler yüzlü, aydınlık bakışların, şefkatli yaklaşımların sahibi. Leyla’da acının ve kederin bile ayrı bir tadı vardı. Kederlerini içinde ıssız bir köşeye itse de her zaman görünen ve etkileyen bir yanı vardı. Ayrıca acısıyla ve kederleriyle barışıktı. Onlara rağmen yaşamın yüreğinde özgürce dans etmekten büyük keyif alırdı. Genç yaşında Serhad bölgesinin birbirinden güzel halaylarının, birbirinden etkili kılamlarının ve büyüleyici masallarının peşine düşüyor, onlarda kendini bulmaya, hayatını anlamlandırmaya çalışıyor, acıların yaktığı yüreğini sevinçleri çoğaltarak yatıştırmanın gayreti içinde oluyordu. Büyük bir merak duygusuyla da ne bulduysa okumaya, öğrenmeye çalışıyor, susamışçasına okuyor, içindeki merak duygusunu bastırmak yerine kamçılayarak araştırmayı, sorgulamayı ve anlamlandırmayı bir yaşam biçimi haline getiriyordu...
Leyla Van’daki gençlik yıllarını gerçeği; hayata, insana ve elbette kendine dair yalın gerçeği arama ve öğrenme çabasıyla geçirdi. Her şeye rağmen iyimserdi. Bilgece bir iyimserliğe sahipti ve kendisiyle, çevresiyle, hayatla barışıktı. Aradığı şeyde bir anlam bulmak ve ona bir anlam katmak için kendini tanımanın, hayatı anlamanın ve anlamlandırmanın sürekli uğraşı içindeydi.
Leyla büyüdükçe yoksulluğun, kültürel geriliğin ve sömürgeci eril sistemin ruhuna vurmaya çalıştığı zincirlerin de farkına varıyor, paslı zincirlerin canını yaktığını hissediyor ve bunu aşmanın bir olduğunu düşünüyor, o yolu arıyor, araştırıyordu. Işıkları söndürülmüş, karanlığa gömülmüş ülkesinde yaşanan acılar, Onu bir karşı koyuşa itiyor, insanlık adına, yurtseverlik adına ve kölenin kölesi konumuna itilen kadınlar adına tutum almaya zorluyordu. Kürdistan’daki baskılar, barbarca uygulamalar onun özgürlük tutkunu nazenin ruhunu bunaltıyor, güçlü sorumluluk duygusu ve her koşulda ölümüne sahiplendiği onuru onu karşı koyuşa taşıyordu. Olan bitene kendi çapında bir karşılık verebilmek için arayışlara giriyor ve hayatın yanında insanlık değerlerini korumak adına mücadele etmeyi seçiyor, bunu tek çıkış, tek yol, tek umut olarak görüyordu.
Zulme karşı başkaldırmayı, karanlığa karşı aydınlığı korumayı tercih etmiş ve bu yolda ölümü göze almaya karar vermişti ancak, çok sevdiği hayatı yaşama fırsatını kaçırmıyordu. Ölümle yaşamı, kederle acıyı bir dengede tutmayı başarmış, ikisini de kalenderce kabul etmeyi daha genç yaşında öğrenmişti. Ailevi nedenlerden ötürü Van’dan İstanbul’a taşındıklarında Leyla, 18 yaşında genç biri olarak hayatın da, insanın da, sistemin ve kendisinin de farkındaydı artık. Farkındalık, duyarlılık ve sorumluluk bilinci onu sömürgeci sistem karşısında bir duruşun sahibi olmaya itmiş, o da adım adım bu yolda ilerlemiş ve kararını vermişti. Kürt halkının özgürlük mücadelesine doğru emin adımlarla ve hep sırtında taşıdığı o ağır sorumluluk duygusuyla katılacaktı. Kararı kesindi ve bu yolda ilerlemekteydi. Bütün geri çekmelere, engellere, zorluklara rağmen mi- zacının en önemli özelliği olan inatla, inat ederek yoluna çıkan engelleri bir bir aştı ve sonunda da öfkeli bir ırmak gibi kavganın denizine aktı.
1993’ün bir gününde İstanbul’dan Serhad’ a giden bir otobüse bindi. Ve hayatına anlam kazandıracağını, Kürtler’ in özgürlük kavgasına anlam katacağını düşündüğü dağlara doğru uzun bir yolculuğa çıktı. Leyla’yı İstanbul’dan Serhad’ a götüren otobüs geçmek bilmeyen saatler eşliğinde birçok şehirden ve küçük kasabalardan geçtikten sonra güz mevsiminin toparlanmaya başladığı bir günün sabahında onun Ağrı Dağı’nın eteklerindeki bir yerleşim yerine bıraktı.
Leyla yüreği kıpır kıpır, omuzlarında acılı tarihin ağır yüküyle tarihin yakılıp kaldığı ve “Muhayyel Kürdistan’ın gömülü olduğu” nun yazıldığı Ağrı Dağı’nın yamacından gözlerini doruklardan ayırmadan geçti ve bir an önce kavuşmanın heyecanıyla Tendürek’e doğru yürümeye başladı. Serhad’ın yüreğindeki volkanik Tendürek ikizleri Onun 28 yılını geçireceği Kürdistan dağlarındaki ilk durağı oldu. Orada yeni hayatının ilk zorlu sınavını yaşadı. Çiçeği burnunda bir gerilla iken kendini şiddetli bir savaşın içinde buldu. Hastalığına, narin, zayıf bedenine rağmen, onurundan, sorumluluk duygusundan ve Onu özel kılan inadından aldığı güçle arkadaşlarıyla birlikte destansı bir direniş sergiledi.
Babasının nazlı kızı, ailesinin nazenin çiçeği, acı gerçeğin bütün çıplaklığıyla sürdüğü Kürdistan dağlarında azimle, kararlılıkla direndi ve içindeki mücadeleci kişiliği yeni ve deneyimsiz olmasına rağmen orada ilk zaferini elde etti..
Tendürek’ten sonra Rojhilat alanına geçen Leyla, sıradan bir PKK gerillası olarak başladığı kutlu yolculuğunu 28 yıl boyunca Kürdistan’ın dört parçasını karış karış dolaşarak tamamladı. Yolculuğunun Onun için en anlamlı anlarından biri de Başkan Apo ile karşılaştığı Akademi Sahasıydı. Başkan Apo’nun özgürlük öğretisiyle kendini yeniden yaratarak ülkeye yöneldi. Zagros’lardan Kandil’e kadar Başûrê Kurdistan’ın her dağını adımladı. Özgürlük yolculuğunun her adımında üstlendiği birçok zorlu görevi başarıyla yerine getirdi. Her adımda da hayata ve insana kulak kabartan bir derviş gibi zamanın ve mekânın derinliğindeki sesleri duymaya, anlamaya ve yorumlamaya çalıştı. 28 yıl kaldığı dağlarda insani değerlere, erdemli kişiliğine bağlı yaşadı. Ruhunun Onu alıp götürdüğü Kürdistan’dan bir gün olsun bile ayrılmadı. Kaderini kederli halkının kaderine bağladı ve halkından, acıyla kanayan toprağından hiçbir zaman kopmadı. Kendini tarihi, kültürel ve doğal zenginliklerine tutkuyla bağlandığı Kürdistan’ın her bir yerinde mutlu ve huzurlu hissetti. Onun ruhu oraya aitti ve kaderi o topraklara yazgılıydı. Leyla hayatını mücadele içinde geçirdi. İnatçı, yaratıcı, bilge ve mücadeleci kişiliğini 28 yıl boyunca Kürdistan dağlarında ateşten çemberlerin içinden geçirdi. Orada pişti, orada yüceldi ve yüceltti. Leyla gerçek anlamda bir özgürlük perisiydi.
Leyla ona biçilen ya da gelecekte biçilmesi muhtemel rolleri kabul etmedi. Yazgısının özüne uygun yaşamayı seçti.
Onun 1993’te başlayan yolculuğu 2020’de yön değiştirdi. Leyla’nın yürüyüşü şimdi evrenin bir başka köşesinde devam ediyor. Yolu sonsuz, hayata ve insana dair yüce değerler için mücadele eden kimse ölümsüzdür... Leyla ve özgürlük yolunda hayatlarını kaybeden bütün Kürdistan özgürlük şehitleri ölümsüzdür. Onlar hep bizimledir, yüreğimizde ve bilincimizdedir.
