HPG

Kurdistan Halk Savunma Güçleri

Anlamın serüveni insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlık geliştikçe gelişmiş, tarihin tüm aşamalarında her türlü fikirsel değişim ve dönüşüm altında bile kendi özünden bir şey kaybetmemiş olan bu terim aslında insanlık tarihine damgasını vurmuştur.

İnsanlık tarihi boyunca gelişen siyasi, kültürel, sanatsal, ahlaksal ve dinsel tüm çıkışlara zemin olmuş olan bu terimin ciddi manada sorgulanması ve anlaşılması gerekir. Terzi Hermes, Babek, Mitra, Hürrem, Hallac’ ı Mansur, Şeyh Bedreddin ve daha adını sayamadığımız niceleri tarih boyunda anlam arayışının öncüsü ve sembolü oldular. Apocu hareket bu şahsiyetlerin günümüze uzanan izdüşümlerini yaşamın öncülü kıldılar ve kılmaya da devam etmektedirler.

Bilinmelidir ki anlam bir öze, bir çıkış noktasına ve nihayetinde bir şeye ihtiyaç duyar. Doğada hiçbir şeyin öncesiz ve sonrasız olmadığı ve hem kendi içinde hem de dışında bir döngünün parçası olduğu dikkate alınırsa, anlamın da bir noktadan çıkış yapması gerektiği gerçeği kavranacaktır. Önder Apo bunu şöyle açıklar:” Anlam bir ilişkiselliğe ve paylaşıma işaret eder: Karakteristik olarak ortaklaşmacı, toplumsal bir kavramdır. Anlam, her şeyden önce bir şeyin anlamıdır. Varlıktan bağımsız bir anlamdan söz edilemez. Peki, anlam nasıl oluşur? İnsan doğayı dinleyerek anlam gücünü geliştirir. İlk öğrenme tarzının mimetik olması da bundandır. İnsan doğayı dinleyerek doğadan dönüştürür.”

Önder Apo’ nun bu tespitinden yola çıkarak görüyoruz ki insan doğayı önce dinleyerek anlamaya çalışır, anladıkça öğrenir ve öğrendikçe doğayı taklit yoluyla pratikleştirir. Bunun mimetik adıyla tanımlanması da buradan gelir. Yani ilk anlama eylemi; insanın mimetik düşünceyi öğrendiğini yani taklit yoluyla doğadan öğrendiklerini ortaya koyar. Doğal döngüde aslında en savunmasız olan canlı türü insan ırkıdır. Evrim süreçleri geliştikçe insanın öğrenme ve öğrendiklerini uygulama becerisi de gelişim göstererek doğadan etkilenen değil de on binlerce yıllık zaman zarfında giderek doğaya hakimiyet kuran bir tür olmuştur. Anlama istemi bu süre zarfında gittikçe gelişerek toplumsal bir düzlem yaratmıştır. Yani anlam kendi özünü insanın benliğine işlemiştir. Anladığını paylaşmak ise insanlığın yaşam serüveni ve en büyük sınavı olmuştur.

Burada da önder Apo konuya şöyle bir açıklık getirir:” Tarihin her döneminde görüyoruz ki her dönemin hâkim düşüncesi, o dönemin hakikati oluyor. Yani bir dönemin hâkim düşüncesi varsa, o, o dönemin hakikati olarak kabul ediliyor. Bir gerçeklik var, onun bir ifadesi var ve o ifade de bir düşünceyi ya da hayali ifade ediyor. Mesela mitik düşüncenin hâkim olduğu o döneme mitik dönem diyoruz. Yani tamamen hayallerle ifade edilen bir dönem. İnsanlığın yaşadığı en uzun dönem. Milyonlarca yıl bir mitik dönem yaşandı. Hatta mimetik yanı ağır basan bu dönem, hayvanların o taklitçi sezgileriyle iç içedir... Bu milyonlarca yıla mimetik dönem diyoruz. Mimetik, ardı sıra mitik düşünce gelişti. O büyük ölçüde neolitik, yukarı neolitik ve mezolitik dönem hakikatidir. Toplumsal karşılığı ise klan kabile toplumudur.

Bitki ve hayvanların evcilleşmesi denilen aslında yeni bir kültürün, yeni bir yaşam biçiminin ilk defa yaşandığı bir dönemin ifadesi oluyor. Mimetik, yani hayvan sezgilerini aşan bir düşüncedir mitik düşünce. Tamamen hayallerle ifade ediliyor. İnsanda bir sembolik düşünce gelişiyor. Hayvandan düşünce bağlamında bir ayrışma var, simgesel düşünce sadece insana özgü bir düşünce.

İnsan hayvandan simgesel düşünce ile ayrışır. Mimetik düşüncede sembolizm yoktur, taklit vardır. Taklit bir düşünce midir değil midir, tartışılır. Hayvanda zihin olabilir, ama o zihin bir düşünce ve düşünme durumu değildir. Mitik dönemin düşüncesi bu anlamda simgeseldir. Aynı zamanda Mitik dönemin düşünce dünyası masallardır, biraz ötesinde tek tanrılı din dediğimiz veya ona benzer bir dinsel düşünce var. Aşağı yukarı günümüze kadar bir dini düşünce, dini anlamlandırma aşaması söz konusudur. İkisi de Ortadoğu, insanlığın beşiği dediğimiz bugünkü Yukarı Mezopotamya kaynaklıdır. “

Geçmiş, günümüz ve gelecek arasındaki denge anlaşılmak isteniyorsa anlamın doğal döngü içerisindeki serüveni doğru anlaşılmak zorundadır. Bu da yaşamı bir anlama kavuşturmak ve özgür yaşam idealine sıkı sıkıya bağlı kalarak adım atmayı gerektirir. Tabi insan bilinçlendikçe anlam gücü artacağından bilimin ve düşüncenin insan yaşamında başat bir role sahip olması gereklidir. Aksi halde insan hem kendisini hem de yaşamı bir anlama kavuşturamayacağı gibi büyük bir bağnaz olarak salt canlılık gereği yaşamaya devam edecektir ki bu durum egemen düşüncenin istediği yegâne şeydir.

Önder Apo hem kendinden önceki hem de sonraki tüm anlam arayışlarını bir sentez halinde bir bütüne kavuşturmanın arayışı içerisinde olmamızı istemektedir. Bu dün gelişen arayışların günümüze ışık tutmasını ve yarınlardaki gelişim seyrini de bir denge içerisinde yürütmeyi amaçlar. Yeni dönemde bu anlam arayışı özgürlük lehine daha fazla önem kazanacaktır. Apocu hareketin yarım asrı geçen mücadele tarihi boyunca her şart ve koşul altında bu anlam arayışı temel alınarak mücadelenin sonuç alması hedeflenmiştir. Gelinen noktadaki yeni süreçte Önder Apo’ nun oldukça yalın ve sade bir şekilde ortaya koyduğu Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu bu yarım asırlık anlam serüvenini yeni bir aşamaya taşımaktadır. Hem Apocu hareket olarak hem de Kürt halkı olarak bu mücadeleyi; yaşamı anlamlandırmak, barışı kalıcı hale getirmek ve onurlu bir yaşamın tesisi için olmazsa olmaz kabilinden görmek oldukça önemlidir.

Önder Apo; “farklılıkların yaşam olduğunu, benzeşikliğin ise ölüm anlamına geldiğini” dile getiriyor. Buradan hareketle anlam gücü ve arayışı geliştikçe farklılıkların değeri ve kıymeti anlaşılmaya başlar ve insanları birbirinin aynısı bir kılıfa koymak isteyen sisteme karşı mücadele farklı yol ve yöntemlerle gelişmeye başlar. Çünkü ölümün ne olduğunu bilmek için yaşamın sırlarına vakıf olmak gerekir. bu gereklilik her insanın olduğu gibi aslında anlamın da serüveni ve sınavı olmaktadır.