HPG

Kurdistan Halk Savunma Güçleri

Bilindiği gibi, bugüne kadar sevgiyi yeterince anlayamadık ve gerçek anlamda bir aşk yaşayamadık. Ahmedê Xanî’nin Mem û Zîn eserinde bile aşkın geleneksel sınırlarının ötesine geçilememiştir.

Aşk adına söylenen sözler vardır; ancak sonunda ortaya çıkan tablo, kendini ifade edemeyen ve kendi ayakları üzerinde duramayan bir Zîn ile iki adım atacak gücü dahi olmayan bir Mem’dir. Bu klasik aşk destanında da aşkın özüne ulaşılamamıştır.

Üç yüz yıllık bir döneme baktığımızda ise artık aşk üzerine ciddi bir sözün bile söylenmediğini görürüz. Güzel ve gerçek bir sevgi üzerine anlamlı bir şey yazabilen ya da söyleyebilen neredeyse yoktur. Burada önemli olan, bizim aşkı ne kadar yaratabildiğimiz ya da yaratamadığımız değildir. Asıl önemli olan, sahip olduğumuz iddia ve pratiktir. Biz bunu kadınla birlikte gerçekleştirmek istiyoruz. Buna kim hangi adı verirse versin, bunun fazla bir önemi yoktur.

Ben kendimi bu mücadelenin ortaya koydum. Yoldaşlarımız, bizi etkileyen ve bizim de etkilediğimiz kadınlar da bu mücadelenin içindedir. Elbette onlar benden daha fazlasını bekliyor olabilirler; ancak şu ana kadar ulaşabildiğimiz düzey budur. Ben, bilinçli kadının görmek istediği insan olmaya, onun özlediği erkek tipine dönüşmeye çalıştım ve bunu da açıkça ifade etmek istedim.

Bu yıl en çok kullandığım kavramlardan biri de “erkeği öldürmek” oldu. Bununla kastedilen, erkeği bir insan olarak öldürmek değil; kadına karşı egemenlik kuran, onu yok sayan, baskı altına alan ve çirkin bir tahakküm anlayışını temsil eden erkek modelini ortadan kaldırmaktır. Her erkek, özellikle de bizim saflarımızdaki erkekler, bunu iyi anlamak zorundadır.

Kadına karşı böyle bir zihniyet taşıyan erkekle ne yapılabilir? Bu geleneksel erkeklik zaten başlı başına bir çaresizliktir. Doğru dürüst bir mücadele veremez, sağlıklı bir yaşam pratiği geliştiremez. Bilinci uyanmaya başlayan Kürt bir genç kadın ya da Kürt bir kadın için böyle bir erkeğin hiçbir anlamı yoktur. Zîlan gibi gelişen ve büyüyen bir kişilik karşısında geleneksel erkeklik tamamen değersiz kalmaktadır.

Herkes şunu bilmelidir ki, kadına kaba ve dar cinsel dürtülerle yaklaşma dönemi artık sona ermiştir. Kadının yaşamı ve eylemi ifade ettiği anlaşılmalıdır. Bu nedenle özgürlük ve eşitlik değerlerine açılmak ve bunlara yaklaşmak temel bir gerekliliktir. Aksi halde kadınla gerçek bir buluşma ve gerçek bir diyalog kurulamaz.

Eğer saygı, olgunluk ve kararlılık varsa, erkekler de bunun gereklerini yerine getirebiliyorsa, ancak o zaman kadını gerçekten tanıyabilirler. Peki kadınlar neden bu kadar güçlü bağlar kuruyorlar? Birçok erkek bu konuda kıskançlık duyabilir; fakat ben bu tür derin bağlılıklarda hiçbir sorun görmüyorum.

Kadın, toplumda yaygın olduğu gibi para, makam ya da güç gösterisiyle kazanılamaz. Kadını kazanmanın yolu, Zîlan’ın kendi yaşamıyla ortaya koyduğu ve değer verdiği yoldur.

Bu kadın yoldaşa dikkatle bakarsanız, benim onunla kişisel bir tanışıklığım olmadığını görürsünüz. Buna rağmen o, bağlılığın ve adanmışlığın en güçlü örneklerinden birini ortaya koyabilmiştir. Bu son derece önemli bir noktadır. Çünkü şu temel soruyu gündeme getirir: Bir erkek, bir kadın için nasıl biri olmalıdır?

Bir erkek, kadının hak ettiği özelliklere sahip olduğunda gerçek bir bağ kurulabilir. Fakat mesele yalnızca bağ kurmak değildir; aynı zamanda kahramanlık yaratmak ve büyük değerler ortaya koymaktır. Eğer bu gerçeği anlamıyorsanız, kendinize gerçek anlamda erkek deme hakkınız da olmaz.

Belki başka çevrelerde bu sıfat kolayca kullanılabilir. Ancak bizim gerçekliğimizde –ve umarım bu bütün halkımızın gerçeği haline gelir– saygı ancak bu değerlere sahip kişiliklere gösterilebilir.

Fakat bu da tek başına yeterli değildir. Çünkü burada aynı zamanda yeni insan kişiliğinin kadın açısından ne kadar önemli olduğu da ortaya konulmaktadır. Eğer bir insanın vicdanı ve biraz da ahlaki gücü varsa, kendine şu soruyu sormalıdır: Kadın neden sadece benim emirlerime ve beklentilerime göre yaşamak zorunda olsun? Ben neden kadının hak ettiği insan olmaya çalışmayayım?

Hatta bu soru daha da yakıcı hale gelmelidir: Kadın neden her yönüyle sana göre şekillenmek zorunda olsun? Neden yalnızca senin etrafında dönsün? Bunun nedeni sahip olduğun para, mal veya mülk müdür? Yoksa elindeki kaba güç müdür?

Açıktır ki gerçek sevgi ve aşk böyle temeller üzerinde kurulamaz. Böyle kişilikler, baskı ve tahakküm yoluyla kadını yüzyıllar boyunca kendilerine bağlı tutmak isterler. Ancak bu anlayışa karşı büyük bir başkaldırı ortaya çıkmıştır.

Ben bu başkaldırıya saygı duyuyorum ve ona öncülük ettiğim için mutluyum. Böyle kadınlara öncülük etmek bana büyük bir güç veriyor. Onlarla birlikte yaşamakta ya da mücadele etmekte utanılacak hiçbir şey yoktur. Tam tersine, kadınların örgütlü ve güçlü bir kuvvete dönüşmesinin en büyük destekçilerinden biri olduğum için mutluyum.

Peki böylesine kahraman kadınların mücadelesine destek vermek neden küçümsensin ya da olumsuz değerlendirilsin? Bu kadınların her biri büyük bir kahramanlık düzeyine ulaşmaktadır. Eğer bazıları onların kendi eşleri olmamasından dolayı kıskançlık duyuyorsa, bu ayrı bir meseledir.

Erkekler de cesur olsunlar. Kadının görmek istediği kişiliği ortaya koysunlar. O zaman bu kadınlar onların da yoldaşı ve dava arkadaşı olabilir. Ama eğer bu gücü ve bu kişiliği ortaya koyamazlarsa, bu ülkede kadınla gerçek bir ilişki kurmaları mümkün olmayacaktır.

Bu nedenle ben gücümü daha fazla kullanacağım. Ben bir direniş ve hesap sorma insanıyım. İnsan kendi ülkesine sahip çıkmayacak, özgürlük için mücadele etmeyecek, sözleriyle pratiği arasında bağ kurmayacak ve sonra da “Ben kadın istiyorum, yaşam istiyorum” diyecek; bu kabul edilemez.

Bu gerçek, Zîlan’ın kişiliğinde somutlaşmıştır. Özellikle partimizin saflarında bulunan herkes bilmelidir ki, bu sözler boşuna söylenmemiştir.

Gerekirse, bütün kadınların özgür iradeleriyle bağ kurabilecekleri bir erkeklik anlayışı yaratmaya çalışacağım. Kadınların manevi olarak güçlü olmalarını ve hiçbir erkeğe bağımlılık hissetmemelerini sağlayacak bir duruş geliştirmeye çalışacağım. Benim olmaya çalıştığım şey de budur.

Kadınlar bunu büyük bir coşkuyla karşılıyorlar. Ancak bu tek başına yeterli değildir. Asıl istenen, bütün erkeklerimizin kadın yoldaşlarının duygu ve düşüncelerini kendi kişiliklerinde doğru biçimde temsil edebilmeleridir.

Her şeyden önemlisi şudur ki; vatansız, özgürlüksüz, mücadelesiz ve başarısız bir yaşam olmaz. Bu nedenle gerçek anlamda kadın da olmaz. Eğer bu gerçek anlaşılmazsa, Zîlan’ı özgür ve militan bir kadın olarak anlamak da mümkün değildir.

Ben bütün erkeklerimize ve partimizdeki yoldaşlarımıza soruyorum: Gerçekten kadınla birlikte yaşamak isteyen var mı? Keşke bir kadını gerçekten sevebilseydiniz. Keşke bu anlamda biraz yüreğiniz ve vicdanınız olsaydı da kişiliğiniz biraz daha canlı hale gelebilseydi. Benim yapmak istediğim şey, bunun yolunu açmaktır. Orada burada ucuz sözler söylemek ya da hakkımızda çeşitli değerlendirmeler yapmak yerine, asıl anlaşılması gereken şeyin bu yol olduğu kavranmalıdır.

Kadın; onurlu, kutsal ve büyük değerlerle birlikte yaşanması gereken bir yaşamdır. Ben bunun anlamını vermek istiyorum. Yaşama bundan daha değerli bir destek olabilir mi? Bu konuda duygu ve düşüncelerimi bu şekilde ortaya koymak istedim.

Biz savaş alanlarında elde ettiğimiz başarılarla övünmüyoruz. Gerçekte savaş nedeniyle çoğu zaman üzülüyoruz da. Biz hiçbir zaman savaşı savaş olsun diye ya da ondan zevk aldığımız için yürütmedik. Askerlerin ya da hainlerin öldürülmesinden mutluluk duymuyoruz. Ancak onlar yaşamın önünde engel oldukları ve bizi adım adım yok etmek istedikleri için savaşıyoruz. Bunun dışında savaşmamızın bir nedeni yoktur.

Hatta dünyada savaşı en zor yapan insanlardan biri varsa, onun ben olduğumu düşünüyorum. Ama yaşamın başka bir yolu bırakılmamıştır. Bu nedenle her gün çağrıda bulunuyor, “Gelin, bu halkın sorunlarını insani yöntemlerle, kırıp dökmeden, yıkmadan, öldürmeden tartışalım ve çözelim” diyorum. Fakat buna yanaşmıyorlar. Büyük bir vicdansızlık içindeler. Halkların hakkının ne olduğunu, baskı altında yaşayan insanların umutlarının ne olduğunu anlamak bile istemiyorlar.

“Ulusal birlik” ve “milli bütünlük” gibi söylemler altında halkların yok edilmesini, insanların yaşamın dışına itilmesini istiyorlar. Bunu da bir onur sayıyorlar. Biz bu tür bir “onuru” çok iyi tanıyoruz. Tarihte bunun sayısız örneği vardır.

Biz bu savaşı; haksız, zalim ve kör güçlere karşı kendimizi korumak için veriyoruz. Çünkü onların amacı yıkmak ve yok etmekten başka bir şey değildir. Ancak bizim asıl mücadelemiz yalnızca askeri mücadele değildir. Yaşama anlam kazandırma mücadelesi de en az savaş cephesi kadar önemlidir.

 

Biz inanıyoruz ki kabul gören, sevilen ve saygı duyulan bir yaşam; kadın ve erkek ilişkilerinde ulaşılması gereken düzeyle birlikte ortaya çıkacaktır. Ben, kadının kendi kararını verebilen, tartışabilen, düşünebilen ve tıpkı Zîlan’ın kişiliğinde görüldüğü gibi anlamın ve duygunun derinliğine ulaşabilen bir varlık olarak gelişmesini istiyorum.

Bu konuda üzerime düşen ne varsa yapmaya çalışıyorum. Bana göre doğru olan budur. Özellikle toplumumuz açısından yerine getirilmesi gereken en kutsal görevlerden biridir.

Saygıdeğer halkımıza ve parti yaşamını daha derinlikli anlamak isteyen dostlarımıza şunu açıkça belirtmek isterim: Bu yol zor olsa da, hatta bazen savaştan bile daha zor olsa da, yeni bir yaşam yolunu açmak zorundayım. Din, ahlak ya da gelenekler başka şeyler söylüyor olabilir. Ama bunlar benim için belirleyici değildir. Çünkü ülkemiz de, yaşamımız da, kadın da, erkek de kaybedilmiştir.

Ben ucuz ve kolay bir yaşamı sürdürmek için burada değilim. Daha önce de belirttiğim gibi, “iddia büyük olacak, yaşam da büyük olacak” ilkesine bağlıyım. Bu ilkenin gerektirdiği her şey yapılacaktır.

Bu kadar büyük bir mücadeleyi hiçbir din mensubu ortaya koyamamıştır. Fakat PKK saflarında genç bir kadın bu gücü ortaya koymuştur. Bu düzeyde bir sevgi ve vicdanı başka ahlak anlayışlarında ya da geleneklerde görmek mümkün değildir. Bu, özgürlük ahlakında ve özgürlük amaçlarında somutlaşmıştır.

Sevgili halkımız, dostlarımız ve partimizdeki bütün kadın ve erkek militanlar!

Yaşam konusunda bir gelişmenin yaşandığını görmek gerekir. Kadınla doğru yaşamak ve bu konuda bilinçli olmak, mücadeleye de büyük güç kazandırır. Bazılarının düşündüğü gibi bu bir zayıflık değildir. Bunun zayıflık olduğunu söyleyenler yanılmaktadır.

Kadınla doğru ilişki kurmak, mücadeleyi güçlendiren bir etkendir. Herkes şunu anlamalıdır ki, son yıllarda kadını ne kadar daha iyi anlamaya başladıysam, o kadar daha güçlü bir savaşçı olmayı öğrendim.

Geleneksel erkek ise kadınla ilişkiye girdiğinde çoğu zaman ilk fırsatta mücadeleye ihanet eder. Benim için bu, onursuzluğun en ileri biçimlerinden biridir. Bu zihniyet bazen bir kadında da bulunabilir. Ancak ben hiçbir zaman yanımdaki herhangi bir kadının beni mücadeleden uzaklaştırmasını kabul etmem.

Zîlan bunun en açık kanıtıdır. Zîlan’la birlikte olmak, en büyük mücadele eylemiyle birlikte olmak demektir. Eğer gerçekten kadınla birlikte olmak istiyorsanız, Zîlan çizgisinde büyük mücadele insanları haline gelmelisiniz. O zaman büyük bir yurtseverlik ve büyük bir özgürlük temelinde bir araya gelirsiniz

Kadın da eğer erkekle birlikte olmak istiyorsa, benim kişiliğimde şekillenmeye çalışan yeni insanla birlikte olacaktır; yani Zîlan’ın yoldaşı olacaktır. Bunun başka bir açıklaması yoktur. Bizim kutsal dediğimiz şey; yüreğimizde ve bilincimizde sonuna kadar bağlı kaldığımız bu ortaklıktır.

İşte bu nedenle buna “Yaşam Manifestosu” adını verdim.

Bundan sonra bu ülkede ve bu halk içinde kadınla erkek arasındaki yaşam bu manifestoya göre şekillenmelidir. Ben, kadın militanların değerini daha görünür kılmak istiyorum. Cesur kadınları erkeklerin önüne koydum. Gerektiğinde onları erkeklerden daha büyük savaşçılar haline getirdim; mümkün olduğunca yükseltmeye çalıştım. Aynı zamanda erkeklere vicdanın ve mücadelenin anlamını göstermek istedim.

İnsanların yaşama daha büyük bir tutkuyla bağlanabilmeleri için de kadının anlamını ve önemini ortaya koymaya çalıştım. Elde edilen gelişmeler sınırlı olabilir; fakat bana göre oldukça değerlidir.

Birçok kişinin inandığı gibi, derin bir bilinç ve büyük bir ruh olmadan böyle bir yaşam yaratılamaz. PKK’nin kadın şehitleri bu manifestoya göre gelişiyorlar. Aynı şekilde cesur erkekler de bu manifesto doğrultusunda ortaya çıkıyorlar.

Ben onların başarılarını tam anlamıyla gerçekleştirmek istedim. Gücümün yettiği ölçüde her şeyi dürüstlükle yerine getirmeye çalışıyorum. Fakat bu da tek başına yeterli olmayabilir. Bu nedenle şehitlere bağlılık sözü vermiş olan herkes, mümkünse günlük yaşamını büyük bir iddia ve büyük bir pratik üzerine kurmalıdır.

Bana göre sıradan bir insan bile büyük bir irade ve güçlü bir pratikle yaşamın temsilcisi olabilir; gerektiğinde onun savaşçısı olabilir ve başarıyı da sağlayabilir.

Bu düşünceleri, Zîlan’ın şehadetinin ve büyük eyleminin birinci yıldönümü vesilesiyle dile getiriyorum.

Yoldaşımız Zîlan söylediklerinde sonuna kadar haklıydı. Onun yaşama ilişkin iddiası ve tutkusu sonuna kadar kutsaldı. Onun açtığı yolu geliştirmeye çalıştık; bundan mutluluk duyuyoruz. Ancak onun başarısını tam anlamıyla gerçekleştiremediğimiz için hâlâ parçalanmışlık ve tehlikeler içinde bulunuyoruz.

Yine de bunu aşmak için kararlı çabalarımızı sürdürüyoruz. Kendisinin de belirttiği gibi, başarı mutlaka gerçekleşecektir. Burada söz konusu olan yalnızca savaşın başarısı değildir; yaşamın başarısı da Zîlan’ın manifestosunda anlamını bulmaktadır.

Bundan sonra yaşam, bu manifesto ve bu ant temelinde anlam kazanacaktır. Bütün eksikliklerimize, hatalarımıza ve yetersizliklerimize rağmen, bu yolun gereklerini yerine getirmeye çalıştık.

İnanıyorum ki bundan sonra daha cesur, gerçeğe daha yakın, daha bilinçli, daha duyarlı insanlar olarak yaşamın gereklerini de yerine getireceğiz ve mücadelede olduğu gibi yaşamın başarısını da güvence altına alacağız.

 

30 Temmuz 1997