Duran Kalkan
Demokratik toplumun ve demokratik ulusun merkezinde özgür insan vardır. Özgür insan kendisini topluma dayandırıp geliştirmedikçe, demokratik toplum ve demokratik ulus inşa edilemez.
Var olanı bile insan ayakta tutamaz. O halde kendisini demokratik topluma dayandıran özgür kişi, ancak özgür düşünce, ruh ve duygularla gerçekleşir. Aksi halde özgür düşüncelere ulaşmamış kişi özgür kişi olamaz, özgürce davranamaz. Biz bunun gerçekleşmesini kişilik devrimi ve vicdan devrimi olarak tanımlıyoruz.
Önder Apo’nun merkezinde askeri ve siyasi çözümlerin bulunduğu arayışı, onu kişilik devrimi, zihniyet ve vicdan devrimi fikrine götürdü. Önderlik en büyük çabasını bu noktada gösteriyor ve bunu en büyük devrim olarak değerlendiriyor. Zihniyet ve vicdan devrimi bugün PKK devriminin özüdür. Aynı zamanda devrimin kazanımlarını kalıcılaştırmanın ve korumanın tek yoludur. Siz de dikkat etmişsinizdir; ortaya çıkan sonuç şudur: Kültürel soykırım sistemi karşısında yalnızca eğitime değil, zihniyet ve kişilik devrimini gerçekleştirmeye ihtiyaç vardır. Eğitim özünde sıradan değişiklikler yapma işi değildir; reformcu değişiklik ve sonuçlar yaratma işi değildir. Eğitim gerçekte kişilik devrimini, zihniyet ve vicdan devrimini gerçekleştirmektir. Kesin ve kararlı bir mücadele gerektirir. Devrimci değişimler zihniyet ve vicdan düzeyinde, yani kişiliğin bütününde gerçekleşmeyi gerektirir. Eğitim bunu ifade eder.
Elbette eğitimi mutlak bir kavram olarak da ele alamayız. Görevi, her gücün ve her toplumun amacına göre değişir. Bir amacın gerçekleştirilmesini ifade eder ve farklı amaçlara göre farklı biçimler alır. Her eğitimden aynı amaç çıkmaz, eğitim yalnızca tek bir amaç için yapılmaz. Onu gerçekleştiren gücün amacına göre değişir.
Eğitim, amaçlarımızla uyuşmayan ruhun, duyguların, düşüncelerin ve yaklaşımların değiştirilmesini ifade eder. Özümüze, varlığımıza ve amaçlarımıza göre değişim ve düzeltmeyi ifade eder. Hakikatimize karşıt olan duygu, düşünce ve yaklaşımlardan, hakikatimizle uyumlu duygu, düşünce ve yaklaşımlara dönüşümü ifade eder. Bu yönüyle kişilik devriminin gerçekleştirilmesidir. Hakikatimizden ne kadar uzaklaşmışsak, eğitim yürüttüğümüz zemin ve kişiliğimizde yaratacağımız değişimin düzeyi de o kadar olur. Bu açıdan kimi zaman bu duruma göre çok zayıf değişiklikler yaşanır. Fakat hakikatimizden uzaklaşmamız çok büyükse, bizimle hakikatimiz arasındaki mesafe çok açılmışsa, o zaman ne yapacağız? O zaman devrimci değişimler zorunlu hale gelir; kişilik devrimi zorunlu hale gelir; zihniyet ve vicdan devrimi zorunlu hale gelir. İçinde bulunduğumuz durum bunu gerektiriyor. Çünkü toplumsal kırım ve ulusal kırım baskıları altındayız. Kişiliklerimiz de bu gerçeklik altında şekillenmiştir.
Bu nedenle Önderlik kişiliğimiz için “yaralı kişilik” diyor. Yani hakikatinden uzaklaşmış ve ondan kopmuş kişilik. Bu kişilik kölelikten de kötüdür; çünkü kölelerin de bir kişiliği vardır. Fakat böyle bir durumda kalmak kölelikten de kötüdür.
Kapitalizm öncesinde kölelerin de bir kişiliği ve statüsü vardı. Baskı altında çalışırlardı; ama fırsat bulduklarında başlarını kaldırırlardı. O durumda kendi iradeleriyle bulunmuyorlardı; o işi zor ve baskıyla yapıyorlardı. Fakat toplumsal kırım ve ulusal kırım üzerinden gelişen kölelik, istek ve kabulle yürür. Burada baskıların içselleştirilmesi de vardır. Eritme ve düşünsel soykırım yoluyla kişi hakikatinden uzaklaşmasını kabul etmiş ve buna razı olmuştur. Bu sıradan bir kölelik değildir; burada kölelik kişilerin içinde kabul edilmiştir. Hâlâ bazı başka kişilere göre davranma ve çalışma da vardır; fakat bu kaba zor ve baskılarla değil, zihinsel ve yürek soykırımıyla yapılmaktadır. Yeni köle bu düzeye ulaşmıştır.
Kuşkusuz bu kölelik eski kölelikten farklıdır. Toplumsal kırım ve ulusal kırımın ortaya çıkardığı kölelik, eski kölelikten daha kısa, onu aşan ve içselleştirilmiş bir biçimde yaşanır. Bu nedenle ona karşı mücadele sıradan bir mücadele olamaz. Mücadeleyi tek yönlü ele alamayız. Bu durumu ancak kalıcı ve büyük değişimler, kararlı mücadele değiştirebilir; bunlar da devrimci değişimlerdir. Kişilik devrimi, zihniyet ve vicdan devrimi olarak belirlediğimiz şey budur.
PKK’de eğitim başlı başına devrimci bir çalışmadır
Hareketimizde eğitim başlı başına devrimci bir çalışmadır ve devrimci değişim gerektirir. Bu nedenle eğitim gerçeğine böyle yaklaşmak gerekir. Eğitimi dar ve sınırlı ele almamak gerekir. “Olursa iyi, olmazsa da olur” dememek gerekir. Eğitim yoksa hiçbir şey olmaz; bunu kişilik devrimi olarak bütünlüklü, derin ve kararlı biçimde ele almak gerekir. Kölelikten kurtulmak ve özgür kişilikler haline gelmek istiyorsak, kişilik devrimini gerçekleştirmekten başka yolumuz yoktur. Aksi halde köle kişilik ile özgür kişiliğin uzlaştırılması gerçekleşmez. Çoğu zaman böyle bir durumu yaşıyoruz. Eğitimi değişim, kalıcı ve devrimci değişim olarak ele almak yerine, kendimizi biraz geliştirip biraz parlatıyor ve bunu yeterli görüyoruz. “Eskisi gibi olmasın yeter; ama özgür kişiliğin ihtiyaçlarına göre olması da gerekmez. İkisinden de biraz taşısın, bu bize yeter” diyoruz.
Bu yaklaşım orta yol kişiliğini, ikili kişiliği, orta sınıf kişiliğini ortaya çıkarır. Bu kişilik mevcut sistemi ve devrimi birlikte yaşamak ister, ikisinin özelliklerini kendi içinde taşır. Böyle olmaz ve bu tür bir eğitim yetmez. O halde doğru ve yeterli olan nedir? Kesin değişim ve dönüşümdür. Kesin ve devrimci değişimi esas almaktır. Toplumsal kırım kişiliği karşısında özgür-demokratik-yurtsever kişiliği ortaya çıkarmaktır. Bu kişiliğin ruhu, duyguları, düşünceleri ve yaklaşımlarıyla dolmak; onun bilincine ulaşmak; bu kişiliği kabul etmek ve içselleştirmektir. Kuşkusuz bu kişiliğe ulaşmak için bilinç, kabul ve irade gerekir.
Kültürel soykırım sisteminde bu konuda hakikatin tersyüz edilmesi öyle bir düzeydedir ki insan neyin özgürlükçü, neyin köleliğe hizmet ettiğini bilemez; çoğu zaman kölelik özgürlük olarak değerlendirilir. Zaten kapitalizmin ve liberalizmin en büyük sahtekârlığı da buradadır. Bize köleliğin en derin biçimlerini ifade eden öğrenme ve davranışları özgürlük olarak sunar. Her şeyi tersine çevirir. Kültürel soykırımda bu durum daha tehlikelidir. Kültürel soykırım sisteminin özgür insana ve onun toplumuna saldırıları bu kadar bütünlüklü ve derinse, buna karşı mücadele ve kendini eğitme de o kadar derin, bütünlüklü ve devrimci olmalıdır. Kişilik devrimi olarak tanımladığımız şey bütünlüklü ve derin olmalıdır; aksi halde bu sisteme karşı mücadele başka hiçbir biçimde başarıya ulaşmaz.
Bunu yaparsak alternatif bir kişilik, toplum ve sistem inşa edebiliriz; aksi halde çalışmalarımız yarım kalır, mevcut sistemin kuyruğu haline geliriz; bunun da hiçbir yararı olmaz. Bu nedenle öncelikle tüm aldatmalara karşı hakikati görmeliyiz. Özgürlük nedir, kölelik nedir, bunları birbirinden iyi ayırmalıyız. Bu konuda aldatıcı ve saptırıcı tüm sözleri ve yaklaşımları aşmalıyız. İkinci olarak, doğru ve özgürlükçü olanı kabul etmek gerekir. Zaten bir şeye inanmak, onunla yaşamak ve onu kabul etmek demektir.
Kapitalizm şöyle bir görüş yaratır: Onun hakikatini gördüğünde bile iraden dışında ona inanırsın. Kendini parlatır ve boyar; kendisini güzel göstermeye çalışır ve kabulünü dayatmak ister. Bu açıdan toplumsal ve özgürlükçü olanı kabul etmek önemlidir. Sadece kabul etmek de yetmez; içselleştirmek gerekir. İlke ve ölçüler temelinde bir düşünce ve yaşam sistemi, örgütsel bir kişilik inşa edilmelidir. Kişilik devrimini gerçekleştirmeye ve onu pratikte göstermeye ihtiyaç vardır. Bu açıdan içselleştirme ve yürekten kabul çok önemlidir. Bazen yarım yaklaşımlar ortaya çıkar. Kalıcı ve derin bir değişim yaşanmadan, köleliği ve özgürlüğü birlikte yaşama, bu iki çelişik olguyu yan yana yaşama hali ortaya çıkar. Devrimci ve kalıcı bir değişim yaşanmazsa, yürekten bir kabul gelişmezse, özgürlükçü kişilik ve duruş gelişmez.
O halde eğitim, hakikati, güzelliği ve yeniyi görmeyi ifade eder. Bununla birlikte iktidar ve devlet sistemlerinin, kültürel soykırım sisteminin, kapitalist modernite sisteminin bize yedirdiği şeylere karşı ruhta, duygularda, düşüncede ve yaklaşımda mücadeleyi ifade eder. Birinci şart budur. İkinci şart ise şudur: Toplumsal özgürlük ve demokrasi esasları üzerinde, ahlaki-politik toplumun komünalite ve eşitlik ilkeleriyle bir kişilik yaratılmalıdır. Kişilik bu özelliklerle yeniden inşa edilmeli ve kurulmalıdır.
Demokratik toplum ve demokratik ulus ancak özgür kişilikle inşa edilir. Demokratik ulusu yalnızca özgür kişilik inşa edebilir. O zaman demokratik ulusun ve demokratik toplumun inşası, özgür kişiliğe dayanmadan gerçekleşemez. Eğer devrimin özü demokratik ulusu ve demokratik toplumu inşa etmekse, bilmeliyiz ki bunun özünde de özgür kişiliğin inşası vardır. Her türlü kölelikten kurtulmuş özgür kişiliğin inşası, demokratik toplumun ve demokratik ulusun inşasının merkezinde yer alır. Kişilik devrimi gerçekleşmeden demokratik toplum ve demokratik ulus devrimi gerçekleşemez. Bütün bunlar birbirinin içinde ve birbiriyle mümkündür. Birbirinden uzak ve kopuk değildir.
Eğitim, genel anlamıyla, kendini çalışma düzeyine ulaştırmak ve çalışma düzeyine gelmektir. Parti eğitimini de kendini parti çalışmalarına hazırlama olarak tanımlayabiliriz. Biz eğitimi, duygu, düşünce ve birikim açısından parti çalışmalarına ve özgür kişiliğin inşasına hazırlık olarak değerlendiriyoruz.
Eğitimin değeri ve önemi bu noktalarda ortaya çıkar. Başka bir anlamı yoktur. O halde eğitim, görevin yerine getirilmesi, çalışma ve pratik uygulama arasında kesin bir bağ vardır. Eğitim pratikten ve çalışmadan ayrı değildir. Eğitimi genel olarak ele alırsak, yaşamı öğrenmedir. Örneğin çocuğun eğitimi bunu ifade eder. Bu açıdan insan bunu böyle de ele alabilir. Yaşamı ve çalışmayı öğrenmek, kendini ve yaşamı yaratmak, kendini çalışmaya hazırlamaktır. Duyguları ve düşünceleri geliştirmek ve biriktirmektir. Bunu böyle tanımlayabiliriz.
Hareketimizde de eğitim, parti kişiliğinin bilincine ulaşmayı ifade eder. Halkın özgürlüğünü ve kurtuluşunu temel görev olarak ele almayı ifade eder. Bu görevleri başarıya ulaştırmak, bunlara ait duygu ve düşünce gücüne ulaşmak için çalışma yürütmeyi, araştırmayı ve teorik birikime ulaşmayı ifade eder. Ortaya çıkan düşünsel birikimi çevreye ulaştırmak, bunun için çaba göstermek ve bu düşünceleri gerçekleştirmek için konuşma, hitabet ve propaganda sanatını kazanmayı ifade eder. Dil gücünü ortaya çıkarmak, insanlarla birleşmek, onları eğitmek, örgütlemek ve görevlendirmektir. Örgütleme, yönlendirme ve düzenlemedir.
Aynı zamanda bütün bunlar eğitimimizin hedefleridir. Bunları gerçekleştirmek için kendini eğitmeye, örgütlemeye ve yönetim gücü kazanmaya ihtiyaç vardır. Bunun için görevleri takip etmek, işleri ve görevleri planlamak, çalışma ile çalışacak kişi arasında denge kurmak, kişileri görevlendirmek ve bunu takip etmek gerekir. Bütün bunlar eğitim içinde birbiriyle bağlantılı noktalardır.
Bilmeliyiz ki Önderlik kendini sürekli eğitir. Başlangıçta her işi yapabilecek düzeyde değildi, buna hazır da değildi. Görevler gündeme geldikçe ve kendini sürece dayandırdıkça, Önderlik görevlerin ihtiyacına göre kendini eğitti. Parti ve parti çalışmaları sürekli olduğuna göre, parti eğitimi de sürekli olmalıdır. Yaşam ve çalışma sürekli varsa, eğitim de sürekli var olmalıdır. Bununla birlikte eğitimde manevi, moral ve duygusal bir yan vardır; düşünce, zihniyet ve feraset yanı vardır; pratik işleri gerçekleştirme ve birikimler yanı vardır. Buna moral eğitim, ideolojik eğitim, askeri ve teknik eğitim ya da mesleki eğitim denir. Pratiğe girildiğinde eğitim, çalışma alanları ve bölümlerine göre kişilerin hazırlanması bakımından kendi içinde farklılaşır. Eğer ustalaşmayı geliştiriyorsa buna mesleki eğitim deriz; kişileri düşünsel açıdan hazırlıyorsa buna teorik ve ideolojik eğitim deriz. Kişileri moral ve duygular açısından hazırlıyorsa buna moral eğitim deriz.
Burada önemli olan, eğitim ile yaşam ve çalışma arasındaki kesin ilişkiyi anlamaktır. Yaşam ve çalışma eğitimle mümkündür; başarılı çalışmalar geliştirmek ve doğru bir yaşam sürmek için kendimizi buna göre eğitmeliyiz. Kendimizi bu temelde hazırlayıp eğitmezsek, yaşamda başarılı ve doğru bir pratik gelişmez. Görevlere karşı kendimizi ne kadar eğitirsek, yaşamı o kadar doğru yaşarız ve pratiğimiz o kadar başarılı olur. Eğitimsiz sürece girenler kırılır ve kendilerini ayakta tutamazlar. Böylece hazırlıksızlık ve anlamsızlık ortaya çıkar; bu da eğitimsizlik demektir. Eğitimsizlik, kendini çalışmaya göre hazırlamamaktır. Böyle bir durumda hiç kimse çalışmasını başarıya ulaştıramaz ve görevlerini başarılı biçimde yerine getiremez. Kendimizi ne kadar eğitmiş ve hazırlamışsak, çalışmalarımızı da o kadar yürütebiliriz.
Parti de kendi ölçülerine göre yeni bir yaşam ve alternatif bir yaşam tarzı yaratmayı ifade ettiğine ve her çalışma bunu gerektirdiğine göre, sürekli olarak kendini eğitmeyi ifade eder. Aynı şekilde biliyoruz ki Önderlik gerçeği, sürekli kendini eğiten ve kendine özgü özellikleri olan bir okul gerçeğidir. Önderlik her şeyi eğitim temeli üzerinde geliştirir; bu belirleyici bir husustur ve tartışma götürmez. Eğitim olduğu ölçüde doğru yaşamın ve başarılı pratiğin var olduğu gerçeğinin bilincine ulaşmalıyız. Bu önemlidir. Bilmeliyiz ki eğitim olmadan yaşam ve mücadele adına hiçbir şey yapamayız. Bu konuda Önderlik şöyle demiştir: “Kürdistan’da partinin öncülüğü olmadan bir yaprak bile kımıldamaz.” Partinin öncülüğü, kendini çalışmaya hazırlamaktır. Halkın çalışmaları, devrim çalışmaları, ulusal ve demokratik çalışmalar temelinde kendini hazırlamaktır. Partinin öncülüğü bunu ifade eder.
Dolayısıyla eğitim olmadan hiçbir şey yapamayız. Kürdistan’da özgürlük ve mücadele adına hiçbir şey gerçekleştiremeyiz. Kendimizi eğittiğimizde ise bunları yapabiliriz; kendimizi etkili kılabilir, pratikte başarı sağlayabilir ve aynı zamanda pratik ve yaşamsal bir birikim ortaya çıkarabiliriz. Fakat mevcut durumda bu gerçekliklerden bir kopuş yaşanmaktadır. Kültürel soykırım sistemi, sömürgeci sistem ve onlara teslim olmuş işbirlikçiler, toplumu duygular açısından bu gerçeklerden koparmışlardır. Bu nedenle yeni duygulara, yeni bir ruha ve yeni moral değerlere ihtiyaç vardır. Bunlar yaşamın unsurları olmadan ne kendimizi eğitebiliriz ne de çalışabiliriz.
Öte yandan güçlü bir düşünsel eğitime, kavrayış ve feraset gücüne ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü mevcut sisteme karşı mücadele edeceğimizi iddia ediyoruz. Bunu nasıl yapacağız? Elimizde hazır veriler ve birikimler yoktur. Bunları kendimiz görmeli ve yaratmalıyız. Bunu da ancak kendimizi eğiterek yapabiliriz. Bunu gerçekleştirebilecek tek şey eğitimdir. Ferasetini ne kadar değiştirir, kendini ne kadar doldurur ve doyurursan; çalışma ve görevi yerine getirme konusunda kendini ne kadar ikna edersen, o ölçüde çalışabilirsin. Düşünsel birlik ve ikna olmadan hiçbir iş başarılamaz. Bugün de bunun sıkıntılarını yaşıyoruz. Bazen kişinin kendi anlayışına göre hareket ettiğini söylüyoruz; ona ne kadar görev ve çalışma verilirse verilsin, kendi bilincine göre davranacaktır. Bilmediği bir şeyi nasıl gerçekleştirebilir? Bu nedenle bu durum doğaldır. Yoldaş Mazlum bir gün Önderliğe, “Biz bunları biliyoruz, o halde neden yazıyorsunuz?” dediğinde, Önderlik şu cevabı vermiştir: “Zaten bildiğimiz şeyleri yazacağız; bilmediğimiz şeyleri nasıl yazabiliriz?” İnsan bildiği, ikna olduğu ve anladığı şeyleri gerçekleştirir. Böyle olmazsa gerekli işler de gerçekleşmez. Emir ve talimatlar da ihtiyacın yerini tutmaz.
Pratiğimizden çıkan sonuçlara bakalım; Kürdistan’da insanlar ikna oldukları, kabul ettikleri ve inandıkları ölçüde gerçekleştiriyorlar. Kabul ettiklerinde ölümü gözlerinin önüne koyup başarıyorlar. Zekidirler ve başarılı işler yaparlar. Bu konuda “İnsanların fizyolojisi geri kalmıştır, çalışamazlar” demek doğru değildir. Bunlar düşmanın yalanlarıdır, düşman düşünceleridir ve insanlara hakarettir. Fakat biz de bazen “Çalışamıyoruz” diyoruz. Neden çalışamıyoruz? Çünkü ikna olmuyoruz, anlamıyoruz ve kabul etmiyoruz. Bu yüzden pratikte işler yürütülemediğinde ve doğru yöntemler görülemediğinde, Önderlik şöyle diyordu: “İnancınızı gözlerinizin önünden geçirin.” Başka bir eksiklik olduğu için değil. Şunu demek istiyordu: “Belli ki kendinizi tam ikna etmemişsiniz, kendinizi amaca tam bağlamamışsınız ve ona aşk düzeyinde bağlanmamışsınız.”
İdeolojik eğitimden kastettiğimiz şey, ikna gücü yaratmaktır. Devrim çalışmaları, devrimci yaşam, özgür yaşam ve toplumsal yaşamın güzelliği temelinde çevreyi ikna etmek ve ona inanç kazandırmaktır. İdeolojik eğitimden bunun dışında ne anlayacağız? Bazı bilgileri öğrenmek ideolojik eğitim değildir ve ideolojiyle doğrudan ilişkili değildir; yalnızca teorik bilgilerin öğrenilmesini ifade eder. Gerçekte ideoloji, kişinin kendisini ikna etmesidir. Özgür yaşama ve devrim gerçeğine inanmak; böyle bir yaşam uğruna mücadeleye inanmaktır. Onun onuruna ve güzelliğine ikna olmak ve yaşamla bu temelde bağ kurmaktır. Bundan başka bir şey değildir. Bu nedenle bilinç ile teorik bilgi birbirinden farklıdır. Teorik bilgi öğrenmek başka şeydir, bilinç kazanmak başka şeydir.
Bilinç ideolojiyle bağlantılıdır; diğer yön ise yaklaşım ve iş ustalığı eğitimidir. Yaklaşım ve ustalık eğitimi, birikimlerimizi pratikte başarılı biçimde uygulamak, devrimin yollarını, araçlarını ve yöntemlerini öğrenmek ve devrim araçlarını daha iyi kullanmak için gereklidir. Propaganda da dil gücümüzü geliştirmek için gereklidir.
Alan askeri bir alansa, askeri ve teknik araçları iyi kullanmak için; halk ilişkileri alanıysa, iyi bir üslup ve söylem geliştirmek ve halka doğru yaklaşmak için; yönetim alanıysa, insanları doğru yerde görevlendirebilmek, yönetimin yöntemlerini, tarzını ve usullerini öğrenebilmek için bu eğitim gereklidir. Bunları da ustalık ve teknik gelişim eğitimi kapsamında ele alabiliriz. Bunu kişinin becerisini ve birikimlerini pratikte uygulaması, çalışmaya karşı iyi kullanması ve yöntemleri çalışmayı başarıya ulaştıracak biçimde etkili ve doğru geliştirmesi olarak ifade edebiliriz. Buna mesleki ve teknik eğitim de diyebiliriz. Askeri eğitimler de bu kategoriye girer.
Basın-yayın eğitimi, siyasi eğitim, örgütsel eğitim ve propaganda eğitimi; bütün bunlar ustalık ve becerilerin iyi kullanılmasını, görevleri başarıya ulaştırmak için gerekli yöntem ve araçların doğru kullanılmasını ifade eder. Bu da parti çalışmalarını yürütmede önemli bir eğitim anlamına gelir.
Önderlik gerçeğinin bir eğitim gerçeği olduğunu söyledik. Hareketimiz bir eğitim hareketidir. Partimizin tarihi de özünde bir eğitim çalışması ve eğitim mücadelesidir. O halde bu tarih nasıl gelişti, hangi aşamalardan geçti, hangi yöntem ve araçlarla kendimizi eğittik? Kendimizi nasıl doğru yaşamayı ve partinin, halkın ve devrimin görevlerini başarılı biçimde yürütmeyi sağlayacak düzeye ulaştırdık? Bu konuda, önderlik çıkışı olarak tanımladığımız ilk çıkış gününden bugüne kadar olan süreci bilmek gerekir. Zaten partimizin tarihi, bir yönüyle bu eğitim aşamalarından oluşur. Burada öne çıkan ve önemini bize dayatan gerçek şudur: Eğitim olmadan hiçbir çalışma gelişmez; her şeyin başında kendimizi eğitimle hazırlamamız gerekir. Sonuç olarak ustalık öğrenimini ve bütün çalışmaların birikimini eğitim olarak adlandırabiliriz.
Başlangıçta bu nasıl gelişti? Önderlik araştırma, okuma ve tartışmalarla başladı. Kendini gözlemle, bilgi edinmeyle, öğrenmeyle, anlamayla, okumayla ve bunları çözümlemeyle eğitti. Bunların hepsini kadrolaşmanın temeli haline getirdi. Önderlik eğitiminde böyle bir yön vardır. Önderlikte esas olan, kendini bilimle tanımak ve bu bilinci ideolojiye dönüştürmektir. Böylece onu ikna ve inanç gücüne de dönüştürür. Daha başlangıçta insanların devrim ve parti hizmetinde çalışabilmeleri için, bu çalışmanın doğruluğuna ve onuruna ikna olmaları ve inanmaları gerekiyordu. Öncelikle bunun bilinci yaratılmalıydı. İlk eğitimler bu şekilde gelişti. PKK’nin ortaya çıkışı, sistemden kopuşu ve kendi özellikleri ile ölçülerini yaratması böyle gerçekleşti. Sistemden kopuş nasıl olacak, alternatif yaşam nasıl kurulacak? İlk başta bu soru ortaya konuldu. Sistemin yaşamından ve çalışmalarından kopmak ciddi bir iştir. Derler ki: “İnsan sudan çıkmış balık gibi olur.” İlk başta insanlar bunu yaşadı. Fakat insan sistemin ölçü ve özelliklerinden kopup onun içinden çıkıp başka bir şeye girdiğinde, yalnızlık ve ayrılık yaşar.
Sistem de insanları kendi hizmetine sokmak için eğitir. Duygularını, ruhunu, düşüncesini ve bütün yaklaşımlarını kendisine göre şekillendirmek, onları kendi sistemine kazandırmak ister. PKK’li olmak, alternatif bir yaşam ve çalışmaya girmek, sistemin bütün bu özelliklerinden kopmayı ve onları terk etmeyi gerektirir. Bu kopuş yalnızca dağlara gelmek ve gerilla saflarına katılmakla gerçekleşmez. Bazı insanlar böyle bir yanılgıya düşüyorlar. Oysa sistemden kopuş, sistemin içinde de mümkündü.
Nitekim PKK böyle başladı; hem de sistemin merkezinde, Ankara’da. Yaşamın merkezinde sistemden koptu ve kararlı biçimde alternatif bir yaşam inşa etti. PKK böyle bir harekettir. Eğer bu gerçeğe rağmen, oradan kaçıp dağlara çıkarak kendisini koruduğunu ve böylece yeni bir yaşam tarzına ulaştığını söylersek, PKK tarihini doğru anlamamış oluruz. Bu da bizi yanlış sonuçlara götürür. Sistemden kopmak için şehirlerden, köylerden ve yaşamın bütün alanlarından kaçıp dağlara gelmek zorunlu değildir. Bu büyük bir yanılgıdır.
PKK’li olmak, kişilikte alternatif bir yaşamı başarıya ulaştırmayı gerektirir. Bu nedenle sistemin bütün yaşamından ve çalışmalarından kesin bir kopuşu zorunlu kılar. Böyle bir kopuş gerçekleşmeden insan PKK’li olamaz. Başından beri böyle bir yaşam tutumuna sahip olunmasının nedeni de budur. Bu da sürekli olarak kendini yenilik temelinde eğitmeyi gerektirir. Eğer söz konusu olan sistemden kesin kopuş ise, eğitimin önemi iki noktada ortaya çıkar: Birincisi, eski bütün bilgilerle mücadele etmek, onları unutmak ve mahkûm etmektir. İkincisi ise yeni olanı öğrenmek ve kendini onun bilinciyle donatmaktır.
Bir insan sistem yaşamının içine ne kadar girmişse, partileşmede gelişmesi ve PKK yaşamına girmesi de o kadar zor olur. Buna bağlı olarak kendisini daha fazla eğitmeye ve daha fazla iç mücadele yürütmeye ihtiyaç duyar. Genel olarak sistemin etkilerini kendinden atmak ve aşmak gerekir. Diğer yandan, kendi içinde yıktığı şeylerin yerine Önderlik ve Parti gerçeğine ait hakikatleri koymalıdır. Bu da daha fazla çaba ve mücadele gerektirir. Bir insan kapitalist modernitenin etkisi altında ne kadar kalmışsa, PKK’li olmaktan da o kadar uzaklaşmıştır. Bu yönüyle PKK, reel sosyalizmden farklılaşır. Reel sosyalizmin ölçüleri neydi? “İnsan kapitalizm içinde ne kadar gelişmişse, sosyalizmin temeli ve zemini de o kadar gelişmiştir” diyorlardı. Fakat pratik bunun yanlış olduğunu gösterdi.
Bunun tam tersine bir gerçek ortaya çıktı. Doğrudur, PKK de böyle bir ortamda ortaya çıktı; fakat daha sonra daha doğru ölçülere ve daha doğru bir çizgiye yöneldi, kendisini böyle bir çizgi üzerinde temellendirdi. PKK eğitimi açısından insanın sistem eğitiminden geçmiş olması zorunlu değildir. Tam tersine, sistem eğitiminden geçmiş olanlarla daha fazla mücadele etmek gerekir. Çünkü onlar partiye daha fazla zorluk yaşatırlar. Bir insan sistem yaşamından ve eğitiminden ne kadar uzak kalmışsa, PKK eğitimine de o kadar açık olur. Tarihimiz ve somut deneyimlerimiz bize bunu göstermiştir.
Eğitim açısından birçok önemli aşamadan geçtik. Başlangıçta bugünkü düzeyde değildik. Her zaman bir eğitim hareketiydik; fakat eğitim anlayışımız, yöntemimiz ve biçimimiz her zaman aynı değildi. Farklı stratejik dönemlerde eğitimimizin içeriği, amacı, araçları ve yöntemleri de farklıydı. Örneğin partimizin ideolojik döneminde eğitimimizin amacı yeni bir bilinç kazanmak, ona ikna olmak, bu bilinç temelinde yaşamak ve bu bilinci propaganda yoluyla çevremize yaymaktı. Bunun yöntemi ise teorik ve ideolojik eğitimi daha fazla geliştirmekti. Daha çok okuma ve araştırma yapılıyordu. Bunu hem kolektif hem bireysel biçimde gerçekleştiriyorduk. Önderlik bunu tartışma ortamlarında, seminerlerde, kütüphanelerde, yurtlarda, okullarda, derneklerde ve öğrenci evlerinde yapıyordu. O dönemde bütün bu alanlar kullanılıyor ve kadroların eğitimi açısından büyük önem taşıyordu. Temel eğitimler evlerde yürütülen kolektif eğitimlerdi. Böylece yaşam da ikiye ayrılıyordu: Birincisi, eğitim yoluyla kendini hazırlamak. İkincisi ise çalışmayı ve mücadeleyi yürütmek, propagandayı geliştirmek ve gençliğin günlük mücadelesinde ve diğer mücadele alanlarında yer almaktı.
Devam edecek…
