DURAN KALKAN
1.BÖLÜM
15 Ağustos atılımı 2.Partileşme dönemimizi ifade ediyor, aynı zamanda bir stratejik değişimi de ifade ediyor.
Bu anlamda ideolojik, örgütsel ve stratejik bütünlüklü bir hamledir. Stratejik değişim boyutu daha önceki ajanlaşmış yapı ve kurumlara karşı devrimci şiddet temelinde mücadele stratejisinin 12 Eylül faşist askeri rejimine karşı uzun süreli halk stratejisi biçiminde değiştirilmesini ifade ediyor. Böyle bir stratejik değişim ve gelişme var. Aynı zamanda tabi 2. partileşme dönemimizi de içeriyor. Bu hangi konuda partileşme? Ulusal kurtuluşta partileşmeydi. Önder APO, Mahsum Korkmaz arkadaşın anısına değerlendirmelerinde bunu net ifade etti. Ulusal kurtuluşta partileşmek dedi. Böyle bir bütünlüklü başlangıç dönemini ifade ediyor.
1 Haziran 2004 atılımı da kuşkusuz 3. Partileşme döneminin başlangıcıdır. Burada bir stratejik değişim yok. Aslında daha önce değiştirilen Demokratik Siyaset Stratejisi temelinde yeni bir paradigmayı hayata geçirmeyi içeriyor. Burada partileşme demokratik konfederalizm çizgisinde partileşmedir, demokratik moderniteyi hayata geçirmede partileşmedir. Stratejik değişim 1 Haziran 2010 yılındadır. Dikkat edilirse ikisi de 1 Haziran oluyor, biri 2004 diğeri ise 2010 tarihindedir. İdeolojik örgütsel boyut 1 Haziran 2004 atılımından daha öndedir, esastır. Stratejik ve taktik boyutlar daha geri plandadır. Stratejik atılım, değişim 1 Haziran 2010 dur. 1 Haziran 2004 ile 2010 yılı gelişmeleri birleştirildiğinde aslında bütünlüklü, ideolojik, örgütsel ve askeri olarak bir yeni atılımı ifade ediyor. Böylece 15 Ağustos 1984 atılımıyla 20 yıl sonra 1 Haziran 2004 ve 2010 atılımı yeni bir partileşme sürecini başlatma bakımından benzerlik ifade ediyor. 15 Ağustos atılımında ideolojik sorunlar çok yoktur, öncesinde daha yoğun olan örgütsel sorunlardır, stratejik ve taktiksel sorunlardır. Dikkat edilirse geri çekilme ve yurtdışı çalışmalarında üzerinde yoğun olarak durulan aslında stratejik ve taktik konulardır. Yani Kürdistan’da Zorun Rolü kitabı temelinde askeri strateji geliştirilmiş onun tarz ve taktik uygulamalarına çözüm bulunmaya çalışılmıştır. İdeolojik boyut, Ulus-Devlet ideolojisi olarak derinleştirilmiştir. 1 Haziran 2004’te giderken sorun ideolojiktir aslında. Önder APO 2001 yılında yazdığı AHİM savunmasında bir ideolojik bunalım yaşandığını belirtti. Yani Ulus-Devlet ideolojisiyle çözüm bulunamamıştı o halde aynı ideolojik çizgide devam etmek bir sonuç vermeyecekti. Peki çözüm getiren ideolojik çizgi ne olacaktı? Bu arayış Önder APO’yu paradigma değişimine götürdü. PKK iktidarcı, devletçi parti olmaktan çıktı, Kadın Özgürlüğü ve Toplumsal Ekolojiye dayalı Demokratik, Toplumcu bir parti haline geldi. Demokratik topluma dayanan bir parti oldu, iktidar ve devlet paradigmasından koptu. Kadın özgürlüğü ve ekolojiye dayalı demokratik toplum paradigmasını esas alan bir parti haline geldi. 3. Partileşme dönemi aslında yeni bir paradigmayla gelişen bir dönemdi, ideolojik bunalım paradigma değişimiyle aşıldı. Paradigma değişimi neyi ifade etti? Aslında amaçla araç çelişkisini çözdü. Amaç özgürlük, eşitlik, dayanışma ve kominalizm idi. Örneğin; PKK sosyalist bir hareket olma temelinde başlamıştı ve bu şekilde gelişme anlayışındaydı. Fakat bunu iktidar ve devlet aracıyla gerçekleştirmek istiyordu. Araç ise baskıcı, sömürücü ve çıkarcı bir araçtı. Aslında çözümsüzlük Kürt sorununda birazda buradan ileri geldi. Kürt sorununun karakteri o tarz bir çözüme fırsat vermedi. Başka hareketlerde sorunları o paradigmayla çözdüler ya da sorunlar başta çözülüyor gibi göründüler, daha sonra çözülmedikleri ortaya çıktı. Aslında tekrar eskiye döndüler, sistemle uzlaştılar. Ama Kürt sorunu o düzeyde bile çözümü kabul etmedi onun için amaçla aracın bütünlüğü gerekiyordu. Özgürlüğe, farklılıklara, eşitliğe, dayanışmaya ve kominalizm ideolojisinin amacına dayalı olarak araç demokratik yönetim olabilirdi, demokratik toplumculuk olabilirdi, demokratik sistem olabilirdi. İktidar ve devlet aracıyla bu amaçlar inşa
edilemezdi. Dolayısıyla paradigma değişimi aracı amaçla uyumlu kılan bir gerçekliği ifade etti. Böylece 1 Haziran atılımı böyle bir paradigmayla geliştirilen bir atılımdı. Çünkü 3. Dönem partileşmesi ideolojik, felsefi olarak 1. ve 2. Dönem partileşmesinden ayrıdır, önemli değişiklikleri içeriyor. Fakat stratejik değişim 1 Haziran 2010 yılında oldu. Dikkat edilirse 1 Haziran 2004’te fazla stratejik bir değişim olmadı. Strateji demokratik siyaset stratejisiydi. Sadece bu stratejiyi demokratik siyaseti harekete geçirmek için önündeki engelleri düşük yoğunluklu silahlı eylemlerle temizleme gündeme geldi. Yani 1 Haziran 2004’ün boyutu böyle bir boyuttu. Demokratik siyaset stratejisinin ön gördüğü bir silah kullanımıydı. Bu biçimde benzerlikleri ve farklılıkları görebiliriz. Fakat her biride yeni bir partileşme dönemini de ifade ediyor. 15 Ağustos 2. partileşme dönemiydi, Ulusal kurtuluşta partileşmeydi, ulusal direnişte partileşmeydi. Ulusal kurtuluşun iki temel aracı vardı.
1- Gerilla. Önce HRK sonra ARGK biçiminde silahlı direniş birimi oluştu.
2- Halk direniş gücü ERNK ulusal kurtuluş biçiminde oldu.
Yani 3. Partileşme döneminin temel örgütleri ise HPG (Halk Savunma Güçleri) olarak demokratik siyaseti, demokratik konfederalizmin öz savunma gücü olarak kendini tanımladı. Diğeri inşa edilen toplum demokratik konfederalizm oldu, KCK olarak tanımlandı (Koma Cıvakên Kurdistan) Demokratik Topluluklar Birliği. Böyle bir örgütsel kimlikle ortaya çıktı. 1 Haziran 2004 atılımına nasıl gelindi? Yani birçok şey değerlendirilebilir ama sanki yapılacak iş açısından önemli olan belgeler sunmak, uygun bilgilendirmeler yapmak. Şöyle bir tarihsel çerçeve çize biliriz. Aslında 1 Eylül 1998 de Önder APO 3. tek yanlı ateşkes sürecini ilan etti. Buna inkâr ve imha sistemi, Kürt soykırım sistemi 9 Ekim 1998 komplosuyla karşılık verdi. Bu komployu 15 Şubat 99 da İmralı işkence ve tecrit sistemini ortaya çıkartmaya kadar vardırdı. 9 Ekim imha sürecini Önder APO boşa çıkardıysa da Türkiye’ye kaçırılıp idam sürecini alma engellenemedi. 15 Şubat 9 bunu ifade ediyor. İdam süreci de 15 Şubat komplosunun doğru değerlendirilmesi, Türkiye kamuoyunun etkilenmesi, Önderlik halk bütünlüğünün sağlanması sonucunda önlendi. Türkiye’yi yönetenler idamın kendileri için daha tehlikeli olacağını değerlendirdiler. Çünkü Önderlik, örgüt, halk bütünlüğü vardı. Önce PKK’nin 6 Ay’da tasfiye olacağını umut etmişlerdi ama tersine PKK kendini toparladı, halkı Önderlik çizgisinde birleştirdi. Böyle olunca sonu gelmez bir Kürt-Türk savaşı gündeme gelecekti ki bu devlete de topluma da zarar verecekti. Bunu değerlendirerek idam yerine İmralı çürütme politikasını kendi çıkarları açısından daha doğru gördüler. Yani İmralı tecridi ile Önderliği ağır tecrit içine alarak hiçbir şey yapamaz kılıp, PKK’yi de Önderliksiz bırakma ve böylece zaman içerisinde parçalanıp, eriyip, dağılmasını, Önderliğin bu temelde yenilgiye uğramasını hedeflediler. Böyle bir süreç içerisine girildi. Buna İmralı süreç mücadelesi diyoruz. Önder APO bütün imkansızlıklara rağmen çalışarak böyle bir süreci devrimin lehine geliştirebileceğini ima etti, esas aldı ve bu konuda örgütten, halktan destek istedi, örgütümüz, halkımızda sorumluluklarına sahip çıkma kararlılığını gösterdi. 11 Ocak 2000 yılında idam uygulanmayarak uluslararası komploda İmralı mücadele süreci dediğimiz süreç başladı. Böyle bir sürecin esası geçmişi değerlendirmekti tabi. Neden Ulus-Devlet ideolojisi bütün sömürgelerde, diğer ülkelerde çözüm üretirken Kürdistan’da üretemedi. PKK bu kadar savaş yaptı, şehit verdi, devasa çalışmalar yürüttü, diğer halklar kadar savaş yaptı. 15 Ağustos 84 tarihinden, 1998 yılına kadar 15 sene kesintisiz bir savaş yürüttü. Vietnam halkları belli bir savaş yürütmüştü ama diğer halklar 15 sene savaşmamıştı. Yani bu savaş süreci az değildi, yürütülen savaşın yoğunluğu da zayıf değildi. Normal olarak bütün bu çabalar ulusal kurtuluşu getirmesi gerekirken, Kürdistan’da uluslararası komployla karşılaşmayı getirdi. O halde bir değişiklik gerekiyordu yani bir çözümsüzlük vardı, bunun nereden kaynaklandığının bulunup, çözümsüzlüğün giderilmesi lazımdı. İşte ideolojik bunalım denen durum böyle ortaya çıktı ve Önder APO bunun üzerine yoğunlaştı. 2001-2002 yılında bunlar üzerine yoğunlaştı ve sorunu ulus-devlet ideolojisinde gördü. Ulusal kurtuluş hareketlerini de değerlendirdik gördük ki savaşta zafer kazanılmış olsa bile bir 5-10 yıl sonra tekrar sistemle bütünleşiyor, devletçi sistemin içine giriyorlar. Sözde o sisteme karşı savaşıyor, o kadar kan döküyor, yüzbinlerce şehit veriyor ama 5-10 yıl geçmeden tekrar sistemle bütünleşiyor. Sonunda sistem bütünlüğünün içine giriliyor. Dolayısıyla aslında onlarda çözümlenmemiş, sahte bir çözüm ortaya çıkmış, çözümleniyor gibi görünmüş ama gerçekte öyle bir çözüm olmamıştır. Kürdistan’da Barzaniler-KDP, öyle bir çözümü Kürdistan’ın küçük bir alanında ortaya çıkardılar, ulus-devletçiliği geliştirmeye yöneldiler, Kürdistan’da sistem ancak o kadar ulus-devlet olmaya izin verdi. O halde ulus-devlet ideolojisi çözüm değildi. Peki çözüm hangi ideolojide olmalıydı? İşte paradigma değişimi aslında bir ideolojik devrimdir aslında.
Devam edecek
