Avaşin ile Temmuz’ un sarı sıcağın da Zagroslarda teptiğimiz uzun bir yolun sonunda, bütün araziyi boydan boya yaran derin bir vadinin dibinde karşılaştık. Böyle apansız görüverince; hayranlıkla yüklü hayretler içinde bakakaldığımız Avaşinin en yalın ve doğru tanımı yabanıl güzellikti ...
Avaşin: Kahredilmiş bir gerçek yaşamın... Unutturulmuş bir dünyanın… Kırgın, kaygılı, hırçın... güzelliği...
Yaşam da öyle olgular vardır ki, bunlar dille (söz ve yazıyla) yeterince tanımlanıp anlatılamazlar... Böylesi olguları ille de görmek, onlara dokunmak, onları içsel duyumlarla doğrudan tadarak algılamak özcesi onları ille de yaşamak gerekir... Kırgın, kaygılı, hırçın güzellik Avaşin işte öyle bir olgu...
Tanımsız güzellik Avaşin’ i, iki yakasında uzanan paslı bir halata kancalanmış(aslanlara ve kaplanlara özgü...) demir çerçeveli, tahta parmaklıklı bir kafesin içinde, tanımsız bir teknikle geçtikten sonra, Zagros Karargahına giden patikada yeniden yola koyulduk.
Bu patikaların yirmi üç yıllık öncü yolcusu Abbas arkadaş Xakurke’ den beri bütün yol boyunca olduğu gibi burada da arada bir ansızın durup bir “hey, heeyy ! “Çekiyor... Ardından elindeki gopalına dayanıp, ta aşağıda vadinin dibinde, hırçınlığını anafor çekimi sarmal döngülerle içine bastırarak akan Avaşin’ in kaygılı güzelliğine dalıp hemen oracıkta, yirmi üç yıl öncesinin anılarını, sanki daha dün olmuş gibi canlı, dipdiri ayrıntılarıyla dillendirerek yeniden yaşıyordu ...
İşte böylesi anlarından birinde Abbas arkadaş, Avaşin in içinde akıp gittiği derin vadinin aşağılarında bir yerleri eliyle göstererek:
- Avaşin’ i ilk, 1983 baharında, şu aşağılarda bir yerden geçtik, dedi ve sürdürdü:
“O zamanlar buralarda parmakla sayılacak kadar küçük bir gruptuk. Bir görev için Avaşin’ in öte yakasına geçmemiz gerekiyordu. Gurubumuzdan Selim Hoca Avaşin’ den geçişi örgütlemek için önden gitti, sonra dönüp bizi aldı, Zagroslardan Avaşin’ e doğru yola çıktık. Yolda öyle bir yağmura tutulduk ki, bu Avaşin o gün sanki yatağından çıkmışta önce göğe ağıyor (akıyor), oradan da yere, üzerimize yağıyor (dökülüyor) du ... Öyle bir yağmur. İliklerimize kadar ıslanmış halde, Zagrosların ağdalı balçık çamuruna bata çıka, hemen şu aşağılarda bir yerde kıyıya ulaştık. Orada, yatağında hırsından köpürüp deliye dönmüş hırçın Avaşini görünce, doğrusu hepimiz büyük bir umutsuzluğa kapıldık...Önümüzde, derin yatağının iki yanında yükselen yalçın kayaları döve döve akan Avaşin’ in kükremiş suyuyla, görüş mesafemizi neredeyse birkaç metreyle sınırlayan kesif bir yağmur perdesi dışında görünen hiçbir şey yoktu. Biz, iliklerimize dek ıslaklığın ve çılgın Avaşin karşısında kapıldığımız umutsuzluğun ürpertili can sıkıntısı içinde beklerken, kıyıda biraz ileride tam geçiş noktasını aramaya giden Selim Hoca bizi çağırdı. Yanına gittiğimizde, kalın bir ağacın gövdesine bağlanmış biraz kalınca bir naylon ipin, öteki ucunun Avaşin’ in üzerinden geçerek karşı kıyıya uzanıp gittiğini gördük. Selim Hoca çılgınca akan Avaşin’ in ortalarında bir yerde kesif ve kalın yağmur perdesinin ardında yiterek kayıplara karışan bu naylon ipi göstererek bize:
-- Karşıya, bunun üzerinden geçeceğiz, dedi.
Bu sözleri duyunca, doğrusu bizde şafak attı... Karşı tarafa uzanırken, ortasında oluşan bombesi, Avaşin’ in delirmiş köpükleri üzerinde, idam sehpasında ki kement gibi sallanan bu iple karşı kıyıya geçmeye kalkışmak, cesaretten öte şeyler gerektiriyordu ...
Sahaya gelmeden önce Filistin de gördüğümüz askeri eğitimlerin komando bölümünde çok istekli ve başarılı olan Bilge Yumuşak arkadaşta gruptaydı. Bir ara baktım, parkesinin yakasını kaldırıp başını içeri doğru çekmiş, üzerinden geçeceğimiz ipin bağlı olduğu ağacın kalın gövdesine sırtını vererek, dizlerini kırıp oturmuş... Orada öylece, yağmurdan korumak için avucunun içinde sakladığı sigarasından derin nefesler çekerek dumanını yağmura ve Avaşine savuruyordu...
Ele avuca sığmaz, delifişek kişiliklerden olan bilge arkadaşı bu halde görünce:
---- Ne oldu Bilge yoldaş, neyin var? Sen bu işleri çok severdin, Filistin de senin üzerine yoktu bu işlerde ... diye takıldım ona.
Bilge arkadaş, oturduğu yede hiç istifini bozmadan, avucunun içinde sakladığı sigarasından derin bir nefes çekip, dumanını hemen omuz unun üzerinden karşı kıyıya geçip giden ipe savurduktan sonra, bütün yüzüne yayılan kocaman ve çok güzel bir gülümsemeyle:
----- Filistin’ deki ipin altında böyle bir su yoktu ... Dedi.
İçinin, ruhunun güzelliği yüzüne yansımış olanlardan; güzel ruhlu, güzel yüzlü, uzun boylu bir arkadaştı Bilge Yumuşak arkadaş.
Biz böyle birbirimize takılırken, bir ara yağmur epeyce hız kesti. Böylece Avaşin’ i ve karşı kıyıyı iyice görme olanağına kavuştuk. Üzerinden karşı kıyıya geçeceğimiz naylon ipin ucu bu tarafta olduğu gibi orada da kalın bir ağacın gövdesine bağlanmıştı.
Hepimiz ipin öteki ucunu ve karşı kıyıyı incelerken, orada ipin bağlı bulunduğu ağacın çevresinden bir yerlerden, ufak tefek ama cin gibi hareketli biri peyda oldu. Hala çiseleyen yağmurun ince perdelemelerine karşın ufak tefek adamın hareketleri, öyle kıvrak ve canlı görünüyordu ki, ateş gibiydi! Zaten bu dağlarda ve bu havalarda başka türlü olunamaz, aksi halde hayatta kalınamazdı. Yağmurun hız kesmesiyle karşıda birden peyda olan bu ufak tefek cin gibi adam, bir ucu beline bağlı bir ipin öteki ucunu Avaşin’ in iki yakasında asılı olan naylon ipe bağlayarak, kendini kıyısından bakarken bile insanı ürperten Avaşinin çılgın suları üzerine salıverdi. Ve kendine özgü ateş gibi çok kıvrak ve hiç korkusuz hareketlerle, ayaklarının ucuyla üstteki ipi kementleyip sararak elleriyle ipin üzerinden gövdesini çeke çeke yanımıza ulaştı . Bu dağlarda ve bu havalarda kazandıran ve yaşatan tarz buydu.
Bizde tıpkı bu ufak tefek cin gibi adamın kazandıran ve yaşatan korkusuz tarzıyla, Avaşin’ i geçip karşı kıyıya ulaştık. Ve karşı kıyıda bize bu geçişi sağlayan o korkusuz cin gibi ateş parçası adama, kişi başına yarım dinar para ödedik. O zamanlar yarım dinar gerçekten iyi paraydı. “
Avaşin‘ in kaygılı hırçın derinliğin de çıktığı yolculuğun burasında bir an duraksayıp yön değiştirerek daha derinlere dalan öncü yolcu:
“Bilge Yumuşak arkadaş o yıl Çermik taraflarına bir göreve gitti, ertesi yıl orada şehit düştü. Neden ve nasıl şehit düştü? hiç öğrenemedik, anlayamadık ... Elazığlıydı. “Dedi ve sustu...
Bu patikaların çeyrek asırlık öncü yolcusu Avaşin’ in kaygılı hırçın güzelliğinde çıktığı çeyrek asırlık uzun yolculuğun sonunda, elindeki gopalını Avaşin’ e doğru şöyle usulca sallayarak derinden bir “Hey! Heeeyy...!! “Daha çekti... Zagros karargahına doğru yeniden yola koyulduk.
Bellekte kaldığı kadarıyla...
Temmuz 2005 AVAŞİN
