HPG

Kurdistan Halk Savunma Güçleri

“Zamansız ve mekânsız düşünce metafizik yöntemdir”

Manifestoda ‘öz savunma hangi koşullarda gereklidir?’ Net ifade ediliyor. ‘Varlık inkâr edilirse, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü olmazsa isyan çıkar öz savunma yapılır’ diyor. Onun dışındaki koşullarda varlık sorunu yoksa, yine düşünce ve örgütlenme özgürlüğü varsa, bunu içeren bir demokratik yapı varsa gerisi düşüncenin gücünü ortaya koyacaksın, örgütleneceksin toplumu yönlendireceksin, sen toplumda düşüncenin gücüyle etkili olacaksın, siyasi etki sağlayacaksın. Öyle olmaz ben düşünceyi istemem savaşla etkinlik kurmak istiyorum dersen olmaz.

Bazı sol çevreler ne kadar çok şiddet kullanırsan o kadar devrimcisin anlayışına sahipler. Bizim silahlı mücadele stratejisini bırakma, sona erdirme kararımızı da öyle eleştirdiler, devrimcilikten vazgeçme olarak ele aldılar. Bununla hiçbir alakası yoktur. Hiçbir mücadele yöntemi kendi başına ne devrimcidir ne de reformisttir, yerinde zamanında kullanılışına bağlıdır. Bir mücadele yöntemi doğru yerde kullanılmış ve devrimci gelişmeye yol açıyorsa o devrimci yöntemdir. İster savaş olur ister barış olur, siyaset olur, hukuk olur, propaganda olur, sanat olur ne olursa olsun ama bir mücadele biçimi yerinde zamanında doğru gelişmeye yol açmıyorsa ‘bak şiddet kullanıyoruz, devrimcilik yapıyoruz’ denilemez, o devrimci olmaz, öyle rol oynamaz. Bir mücadele yönteminin devrimci olup olmaması şiddet boyutuyla ölçülmez. İdeolojik rolüyle ölçülür. Şimdi sistemle fazla ideolojik farklılığı olmayan, ana ideolojik eğilimler olarak ortaklığı olan anlayışlar, çizgiler kendilerini devrimci gösterebilmek için ideolojik mücadele yürütemeyince şiddeti gündeme getiriyorlar. Ne kadar şiddet kullanırsan o kadar devrimcisin! Halbuki bütün iktidarlar da birbirine öyle yapıyorlar, çünkü iktidarcı mantık öyledir, çizgi ve zihniyet öyledir. Bu da yanlıştır. Hiçbir ideolojik değişiklik yapmıyor ama şiddet kullandığı için kendisini devrimci sayıyor.

Öz savunmayı anlarken, şiddeti anlarken böyle anlayalım, yanlış şiddet anlayışı olmasın. Toplumun savunması olacak. Savunmasız varlık olmaz dedik. Kürt sorunu çözülecek, Kürt toplumunun hakları olacaksa, özgür yaşamı olacaksa savunması da olacak. Ama nasıl olacak? Şimdiden nasıl olacağı yönünde bir şey diyemeyiz. Öz savunma temelinde savaş yeniden gündeme gelebilir, hemen çözüm olacak diye bir şey söyleyemiyoruz, fakat yasal anayasal çözümler olur, Kürtlerin özgürlüğünü öngören sistem kurulur o zaman onların öz yönetimleri de olur, öz yönetimlerin savunma güçleri olur, asayişi olur, polis vb. şeyler olur, öz savunması böyle çözülebilir.

Eğer demokratikleşme olmuş, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü olmuş kısmi özgürlük sağlanmış, Kürtlerin hakları verilmiş bir demokratik sistem ortaya çıkmışsa onun mutlaka bir öz savunma çözümü olur, çünkü öz savunmasız olmaz. O zaman öyle gizli örgütlenmelere gerek kalmaz. Çünkü gizli değil, yasal örgüt olur. Doğrudan hem devlet karşısında yasallığı hem demokratik öz yönetim içinde yasallığı olabilir. Önderlik ‘belediyeler ve valilikler birleşsin seçimle gelsin’ diyor. Mesela birçok ülkede sistemler öyledir. Buna yerel yönetim diyelim. Öyle olursa örneğin o vilayetteki bütün polis gücü hatta jandarma gücü yerel yönetimin yönetiminde olur, aynı zamanda onlar o bölgenin savunma güçleridir. Bu çözümün nasıl gelişeceğine bağlıdır. Burada önemli olan öz savunmasız çözümün olamayacağı, öz savunmasız varlığın özgürlüğün olmayacağıdır. Düşününce sadece gerilla var, ona benzemeye çalışmak var, gerilla olmazsa ya da düzenli ordu olmazsa savunma hiç olamaz dememek lazım. Rojava’nın 30 bin kişilik asayişi var. DAİŞ’e karşı planlı eylemlerde operasyonların hepsinde yer aldı ve rol oynadı, aynı zamanda eylem gücüdür.

Yer ve zaman önemlidir. Önderlik ‘biz de diyalektik düşünüyoruz’ dedi. Diyalektiğe karşı olanlar da var ama her şeyde mutlaklaştırmamak kaydıyla yer ve zamanı esas alacağız, hiçbir şey zamansız ve mekânsız değildir, bir düşünce her zaman ve her yerde aynı şekilde geçerli olamaz. Bir yerde geçerli olur başka yerde olmayabilir. Bu yerde bu zamanda geçerli olur, bu koşullara uygun olur yarın koşullar değişir geçersiz olur, değiştirmek gerekir. Zamansız ve mekânsız düşünce metafizik yöntemdir. Ondan kesinlikle uzak durmak lazım. Öyle yapmazsak hiçbir soruna çözüm bulamayız, dar düz tek yanlı düşünce tarzıyla hiçbir soruna çözüm bulamayız, son söyleyeceğimizi başta söyleriz, sorunu çözecekken çözümleri de sorun haline dönüştürürüz. Onun için çözümün düşüncesi evet zamanlı ve mekânlı düşüncedir. Öz savunmayı da öyle ele almamız gerekiyor. Önderlik tanımlamış ve temel taktik olarak da ortaya koymuş. Temel stratejimize, öz savunmaya ve bütüncül hukuka dayalı demokratik siyasi mücadele diyoruz. Öyle de ifade edebiliriz.

Amacımız demokratikleşme temelinde yasal demokratik siyaset yürütmektir, onun imkanları ortaya çıkarsa, gerekli hukuki alt yapı oluşturulursa legal örgütlenmeyi ve mücadeleyi esas alacağız. Bu durumda biz illegal örgütleneceğiz demeyeceğiz.

Şu söylenebilir: Devrimcilik legal ya da illegal olmakla ölçülmez. İllegal olursan devrimcisin, legal olursan devrimci değilsin diye bir kayıt yoktur. Legal olması gereken yerde illegal olursan kendini deve kuşu gibi toprağa gömmüş olursun. Ama illegal yerde de legal olursan kuş gibi avlanırsın, hiçbir biçimde kendini koruma, savunma imkânın olmaz. O bakımdan bu konuda da yanlış anlama olmamalıdır. İllegalite devrimcilik, legalite reformculuk, devrimcilikten uzaklaşma, o halde devrimci olabilmek için mutlaka illegalitemiz gerekli dememek lazım. İlegalite ve legalite var olan siyasi koşullara göre gündeme geliyor. Demokratik siyasetin işlerliği olan bir ortamda elbette legal örgütlenir ve yürütürsün, çalışırsın mücadele edersin. Ama demokratik siyaset işlemiyor, örgütlenme ve ifade özgürlüğü üzerinde katı baskılar var, engelleniyor, o zaman var olabilmek, yaşayıp mücadele edebilmek için yarı legal, illegal örgütler de kurabilirsin. İnkâr var, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önünde tümden engel var o zaman tümüyle illegal çalışırsın öz savunma yaparsın, savaş yaparsın, direnirsin. Demek ki bütün bunların hepsi siyasi koşullara bağlıdır.  Önder Apo’nun çağrısıyla manifestoyla hedeflediğimiz şey nereye gidiyor, legal yasal hareket haline gelmek istiyoruz. 50 yıldır illegal temelde yürütülen mücadeleyle ortaya çıkan değerleri yasallaştırmak istiyoruz. Türkiye demokrasisini buna göre değiştirmek istiyoruz. Kalıcı olsun diye Kürt varlığını ve yönetimini, bu değerler temelinde kurumsallaştırmak istiyoruz. O zaman daha çok büyür, kalıcı olur, yaşanır. Böyle yapamazsak bu kadar bedel ödeyerek yürüttüğümüz büyük mücadelenin ortaya çıkardığı birikimlerin hepsi heba olur gider. Kalıcı kılmak için ulus-devlet sistemleriyle bir biçimde bir arada yaşamanın, yasallaşmanın yollarını bulmak gereklidir. Siyasi mücadele böyle sert bir mücadeledir.  O bakımdan değişim - dönüşümün anlamını iyi bilmek gerekiyor. Hedefimiz legal olmaktır,  yasal hale gelmektir. Bütün değerler       kalıcı olacak, yoksa bizi de yeryüzünden silip yok edecekler.  Esas yönümüz demokratik siyaset yürütecek örgütlenmeleri ve mücadeleleri geliştirme yönündedir.  Legal demokratik siyaset örgütlenmesini geliştireceğiz, eksik olduğumuz yer orasıdır, güçlü olmamız gereken yer orasıdır. Yönümüz oraya doğrudur. Öyle örgütlenmek istiyoruz, bunu devlet bize vermeyecek, biz örgütleneceğiz.