İçerisinden geçtiğimiz çağı yeni nesiller nasıl değerlendiriyor diye merak ediyor insan. Çünkü; yaşanan o kadar savaş ve kaos ortamında neler düşünüyorlar ve ne yapmak istiyorlar.
Rahatsız oldukları kesin, fakat sesleri çok yükselmiyor. Dünya düzeni kapitalizmden beslenen devlet babalarının eliyle yönetiliyor. Ve düşüncesizlik, sesiz kalmak bu duruma itirazı değil razı olmayı ve hizmet etmeye yarıyor. Eskiden Genç nesiller dönem dönem gelişen olaylarda seslerini yükselterek devri alemin çarkının yönünü değiştirme mücadelesi veriyorlardı. Bu halkın sesiydi ve halkın sesi her zaman devlet güçlerini korkutmuştur. En çokta halkın içerisinden gelen gençler ve kadınlar onları korkutmuştur. Bunun içindir ki gençler birçok zevk argümanıyla uyuşturulmaktadır. Genç beyinler her zaman devrim niteliği taşır. Erken değişir ve değiştirir. Bu yeteneğe ve cesarete sahiptirler.
Bir de kadınların çığlıkları erkek zihniyetli devleti korkutur. Çünkü; Kadın yaşamın bir parçası olduğu için kozmos ile ruhani, kutsal bir bağla birbirine bağlıdır. Yaşamın gerçek yaratıcısı olduğu, evrenin enerjisinde somuttur. Bundandır ki dünyayı yöneten erkek zihniyeti kadının enerjisi, etkisi, varlık sebebinden korkmaktadır. Eski çağlarda kadınlar ile, Tanrıların, erkeklerin, doğada yaşayan tüm varlıkların hep birlikte aynı ilahi yaşamı paylaştığına inanırlardı ve tanrıların bile bu düzene uyması gerekirdi. Evrenin değişken enerjisinin akışkanlığı için ve dengede kalabilmesi için bu düzenin eşit bir şekilde yürütülmesi gerekirdi. Yoksa kozmosun enerjisinde akışkanlık olamazdı.
Yani evren değişim ve dönüşümle, akışkan bir şekilde kendini devam ettirir. Eğer bu dengede bir donma yaşanır ve kalıp halini alırsa akışkanlığını yitirir ve yaşam enerjisi git gide azalır. İşte bu noktada kadının yaşamın enerjisine ihtiyacı olduğu gibi yaşamında devam etmesi için kadının enerjisine ihtiyacı vardır. Çünkü; kadın insanlığı, doğayı, kısacası tüm varlıkları korumak için kendi görev ve sorumluluklarını bilerek yeniliklerin arayışının, yaratıcılığının peşine düşer. Yani değişim ve dönüşümün peşine düşer. Bu onu bilgeliğe kavuşturur. Yaşamın akışkan enerjisine ayak uydurmak ve dengeyi sağlamak için yönetmeyi ve yönlendirmeyi doğru gerçekleştirmesi gerekir. Yoksa sadece doğurgan olması yetmez.
Kadın yüz yıllardır bu değişim ve dönüşümün peşinde mücadele etmiş ve evrenin diyalektik dengesini korumaya çalışmıştır. Bunu bilinçli bir şekilde yapmasa bile ruhen, zihnen ve duygu hissiyatı ile böyle gerçekleştirmiştir. Bundandır ki toplumlar var olmuş ve komünal yaşam esas alınmıştır. Toplumsal yaşamın devamlılığı içinde kurallar koymuştur. Toplumda; ahlak, vicdan, insan olma ilkesi, yenilikçi düşünce bilinci, kültürel zanaat, kendini ifade özgürlüğü için ‘’ANA DİLİ’’ ile toplumu terbiye etmiş ve düzeni korumuştur. İnsan olmaya hizmet eden bu kurallar çalınarak saldırıya uğramış, çarpıtılmış, anlamı boşaltılmış ve erkek zihniyetine hizmet eden kurumlara mal edilmiştir. Fakat bilge ana kadın birikimlerini çocuklarına, torunlarına ve kadınlara doğru bir biçimde aktarmıştır. Bundandır ki dünyada iyi ve kötü hep bir denge içerisinde yürümüştür. İyi-kötü, doğru-yanlış, mücadele-teslimiyet, güzel-çirkin, özgürlük-kölelik vb. kavram ve kurama örnek vererek kozmostaki diyalektiği ifadelendirebiliriz.
Peki bunlar neden önemli? Çünkü; kozmos, enerjisini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya. Dünya sadece sermayenin işlenmesi için gerekli bir araç konumuna düşürülmüş. Yaşanılması gereken bir alan olmaktan çıkmış, insan; yaşamda anlamının farkındalığını unutmuş, karın doyurmak için yaşamını sürdürür hale gelmiştir. Hissiyat, hedef, amaç, inanç, bağlılık, ahlak, vicdan, etik ve estetik manasının yerini teknolojik çağ araçları almıştır. Dünya büyük bir savaşın içerisine çekilerek toplumun ve doğanın düzeninin katli gerçekleşmektedir.
Hal böyle iken bu dünyanın düzenini koruyacak ve doğaya sahip çıkacak olan yine kadınlar oluyor. Kadınların tüm bu zorlu görevlere göğüs gerebilmesi için, güçlü bir birikime ve birliğe ihtiyacı vardır. Komünal yaşam ekseninde örgütlenmeye ve mücadeleyi büyütmeye ihtiyacı vardır. Mücadele etmeden, örgütlü, bilinçli bir birlik ve bütünlüğü sağlayamazlarsa özgür bir yaşamı yaratamazlar. Özgür yaşamın öncelik koşulu, örgütlü mücadeleden geçiyor. Örgütlülüğü sağlamak için kendilerini bütün kadınlara ulaştırmaları gereklidir. Bunu da ancak; zengin kültürel birikimleri olan, sanatla, edebiyatla, tarihsel bilinçle, ideoloji ve felsefi derinliği oluşturarak yapabilirler.
Özgürlük bilinci etrafında birlik oluşturduktan sonra kadınlar için asıl görev o zaman başlar. Meşru savunma hakları olan, öz savunma mekanizmasını kurmalıdırlar. Çünkü; her zaman ve her taraftan birçok saldırı olacaktır. Öz savunma meşru bir savunma sistemidir. Meşru olan tüm varlıklara hastır. Öz savunmasız hiçbir insan yaşam mücadelesini yürütemez ve başarılı olamaz. Başkalarının denetiminde onların emirlerinin altında köleliğe mahkûm olur. Fakat öz savunmaya inanır ve savunma mekanizmalarını güçlendirirlerse, karşılarında hiçbir güç duramaz. Yeter ki özgürlük için savaşsın, mücadele etsin. Direnmek, mücadele etmek bile yetmez öz savunma olmazsa. Öz savunmanın ideolojik temeli sağlam olmalı ve gerçeğe hizmet etmelidir.
Kadın özgürlüğü için ‘’Xwebûn’’ kimliğinin öne çıkması şarttır. ‘’Xwebûn’’ tüm kadınların öz savunma silahıdır. Kadını özgür kimliği ile tanıştıran ve onları öz savunma çerçevesinde derinleştiren ve özgürlükleri için ideolojik derinlik kazanmalarına en büyük desteği veren Rêber Apo; ‘’ savaşan kadın özgürleşir, özgürleşen kadın güzelleşir, güzelleşen kadın sevilir’’ der. Savaşıp mücadele ettikçe başarılı olur ve yaşamı da güzelleştirir, sevilir hale getirebilirler. Ama yukarıda da dediğimiz gibi savunmasız hiçbir başarıyı elde edemezler. Öz savunma ekmek, su kadar gereklidir kadınlar için. Yoksa bir yumruk darbesiyle bile yıkılır, yok olurlar. Zalimlere kafa tutacak öz savunma zincirini oluştururlarsa yumruk darbelerine rağmen örgütlü birlikleri onları ayakta dimdik tutar.
Kendi tarihlerine sahip çıkacaklar ki, yeni tarih sayfalarına kendi kahramanlıklarını yazabilsinler. Tarihte sayfanın görünmeyen yüzünde değil açık bir şekilde hak ettikleri gibi ilk defa kahramanlıklarını işleyecekler. Bu, evrenin gerçek yaşam düzenidir ve bu yaşam kadınların öz savunma mekanizmasında her daim süregelecektir.
Hêlîn Harûn Çekdar
