HPG

Kurdistan Halk Savunma Güçleri

Kadının öz savunması nasıl olacak ya da olmalıdır? Her çağda bu önemli olan ve önemini koruyacak bir konudur.

Konu hakkındaki genel değerlendirmelere geçmeden önce, konumuzu meydana getiren kavramlara yönelik bazı temel özellikleri açıklamak, hatırlamak faydalı olacaktır. Çünkü “demokratik siyaset örgütlenmesinde kadın öz savunması” konusunu meydana getiren her bir kavram; öylesine bir araya gelmiş̧, getirilmiş̧ kavramlar değildir. İsim sahibi olmak kadar, isim vermek de çok önemli ve güçlü̈ olmayı gerektirmektedir. İsimler, gelişi güzel ve rastgele verilmez, alınmaz. Her isimle birlikte oluşan gerekçeler, öyküler, mücadeleler ve insanlığın gelişim seyri saklıdır. 

Demokrasi kavramına bir bakalım: Demokrasi kelimesi Yunanca olup, “demos- halk” ile “krasia-yönetme, yürütme” sözcüklerinden oluşur. Dünya genelinde Yunanca aslındaki anlamı gibi “halkın kendi kendini yönetmesi” olarak kullanılmaktadır. Batı merkezli tarih yorumcularına göre demokrasinin ilk örneğinin antik Yunan’da ortaya çıktığı ve yaşandığı kabul edilir. Modernist paradigmanın ulaştığı bir tespittir. Çünkü̈ Antik Yunan’da görülen demokrasi örneğinden çok daha eski çağlarda da Mezopotamya’da bulunan belgelerden anlaşıldığı kadarıyla belli kurallar çerçevesinde demokrasi anlamını ve formunu karşılayabilen çeşitli yönetim organlarının var oldukları biliniyor. Bu konuda Önder Apo; “Demokrasiye ilişkin birçok tanımlama yapılabilir. Sınıf karakteri, uzlaşmacılığı, barışçılığı üzerinde uzun boylu durabilir.” Dedi. Teorik ve pratik gelişmesi derinliğine açıklanabilir. Kendi başına bir uygarlık sistemi olmadığı da belirtilebilir.

Önder Apo; “kadın kurtuluş ideolojisinden, kadın kurtuluş politikliğine” dedi. Kadın özgürlüğü politik alana yönelirken, savaşımın en çetin yanıyla karşı karşıya olduğunu bilmelidir. Politik alanda kazanmayı bilmeden, hiçbir kazanım kalıcı olamaz. Kadınların, ataerkil sistemin her türlü yönelimini sessizce kabul etmediklerini; anaerkil toplumsal yaşam dizgelerini korumak için binlerce yıl direndiklerini mitolojilerden, tek tanrılı dini metinlerden ve günümüze kalabilen halk öykülerinden, türkülerinden öğrenmekteyiz. Özellikle kadınların son iki yüz yıldır sürdürdükleri, kitlesel ve örgütlü̈ mücadelelerin hem kaybettirilen tarihi aydınlatmayı hem de genel anlamda bir bilinç̧ yükseltmeyi yaratmayı başardıkları görülmektedir.

Önder Apo; “Kapitalist dünya sisteminde politika en büyük kaybını yaşamıştır. Tarih boyunca merkezi uygarlık sisteminin zirve yaptığı bu aşamada, politikanın gerçek ölümünden bahsetmek mümkündür.  Dolayısıyla hiçbir çağla kıyaslanamayacak ölçülerde günümüzde politik tükeniş̧ yaşanmaktadır. Nasıl bir özgürlük alanı olarak ahlaki tükeniş̧ günümüzün bir fenomeni ise ondan daha fazla olarak politika alanının tükenişi söz konusudur. Dolayısıyla özgürlük istiyorsak, en başta toplumun kolektif vicdanı olan ahlakı ve ortak akıl olarak politikayı tüm yönleriyle ve entelektüel gücümüzle yeniden ayağa kaldırıp işlevsel kılmaktan başka çaremiz yok gibidir.  Kadın özgürlüğü politik alana yönelirken, savaşımın en çetin yanıyla karşı karşıya olduğunu bilmelidir. Politik alanda kazanmayı bilmeden, hiçbir kazanım kalıcı olamaz. Politik alanda kazanmak demek, kadının devletleşmesi hareketi değildir. Tersine, devletçi ve hiyerarşik yapılarla mücadele, devlet odaklı olmayan, demokratik, cins özgürlüğünü ve ekolojik toplumu hedef alan siyasal oluşumları yaratmak demektir.” değerlendirmeleriyle kadının, 21. yüzyılda esas alması gereken mücadele perspektifini vermektedir. Bu anlamda demokratik siyaset örgütlenmesinde kadın öz savunması, her şeyden çok gerekli olan bir çalışmadır. Kadının maruz kaldığı karşı devrimlerle başlayan ve gelişen erkek egemen sistemin geldiği yer, sadece kadın açısından değil; gezegenimiz için de geri dönüşü̈ olmayan, tamir edilemez yıkıcı düzeylere çoktan ulaşmış̧ durumdadır. Bugün dünyanın başına bela olan kapitalist sistemlerin kadınlara dönük katliamları göz önündedir. Bugün Amerika ve İran savaşında ilk hedefin kadınlar olduğu göz önündedir. Bu nedenle biz kadınların sadece kendimiz için öz savunma mekanizmaları geliştirmemiz de yeterli olmayacaktır. Dünyamızın başına bela olan ve kaynağını erkek egemenliğinden alan, militarist devlet yapılanmalarına karşı mücadele yürütebilecek örgütlülükler geliştirmeliyiz. Rêber Apo, bu hayati tehlikeyi erkenden gördüğü için “demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü” paradigmayı, temel mücadele gerekçesi olarak ortaya koydu. Ve bu yılın 8 Mart’ ın da tüm dünya kadınlarına gönderdiği mesajda kadın örgütlenmesinin geldiği düzeyi bir kez daha ortaya koyarak, kadınların başaracağına olan inancını dile getirdi. “Jin Jiyan Azadî” felsefesini anmak gerekmektedir. Bu felsefenin temelinde yer alan çıkışımızı daha da somutlaştırmak, yaşanılır kılmak tüm kutsiyetlerin, özgürlüksel siyasi çıkışların, hatta tüm güncel sorunların çözümünün temelini oluşturmaktadır. Bu konuda alınan mesafeye oldukça değer vermek gerekir. Önümüzdeki yüzyılın kadın için bir özgürleşme yüzyılı olması yolunda elimizden gelen tüm çabayı sergilememiz gerektiği açıktır. Hiçbir zorluk on binlerce yıl öncesine dayanan tecavüz kültürüne karşı mücadele etmek kadar değerli olamaz. Kadın sorunsallığı etrafında bir sosyalizmi geliştirmek gerekir. Ve bu sosyoloji, kadın etrafındaki toplumsallığı incelemekle başlamalıdır. Demokratik Toplum Sosyalizmini, buna dayalı yaşamın güncel hali olarak özgür tanrıça mücadelesini selamlıyorum. Bu kutsal yürüyüşün her geçen gün daha da başarıyla gelişme sağlayacağına inanıyorum.”

Bu minvalde ele alınca Kürt kadınlarının özgürlük hareketinin ideolojik, sosyal ve askeri alanlarda yarattıkları örgütsel kurumları, ağır bedeller ödeyerek önemli bir miras ortaya çıkartmayı başarmıştır.  Bunu başarmakla kalmayıp bunun kurumlaşmasının da önünü açmıştır. Bu temelde özgürlüğün kurumlaşması ve güvence altına alınması Önder Apo’ nun belirttiği başarı inancının da olacaktır.

     Sonuç̧ itibariyle kadın, kendi hak ve özgürlüklerinden habersiz bir biçimde, erkeğin eline mahkûm tarzda, bir başına kalmaktadır. Tam da bu noktada; toplumun güvenliği için var olduğu iddiasıyla kendini süreklileştiren devlet ise adı anayasa olan, ancak içerikleri “baba-yasa” olan kuralları gereğince, günde ortalama kadın cinayet oranlarının 5 olduğu vahşete seyirci kalmaktadır. Devlet baba (kelimenin tam anlamıyla ataerkil bir baba gibi) seyirci kalmayıp da ne yapacak? Tüm hamaset söylemlerine rağmen, devletin en çok kendi çıkarlarını korumakla görevli olduğu, her açıdan ortaya çıkmış̧ bir gerçeklik olmaktadır. Karar alma mekanizmalarında kadın, yok denecek kadar az sayıda yer almaktadır. Her şeyden önce kadınların maruz kaldıkları karşı devrimlerin farkına varıp, hangi değerlerden mahrum kaldıklarının bilincine ulaşmaları gerekmektedir. Kadın ataerkil sistemin kaybettirdiklerini bilince çıkarmadan, neyi kazanması gerektiğinin ayırdına varamaz. Toplumu, toplum yapan ve kadın eliyle yaratılan ahlaki politik değerlerin doğru savunuculuğunu da yapamaz. Bu bağlamda öncelikli öz savunma çalışması; kadına kaybettirilen tarihin gün ışığına çıkarılması ve kayıp kadın kuşaklarının yaşadıkları trajedilerin aydınlatılması gerekmektedir. Kadın olarak, neden bu kadar derin bir köleleştirilme ile sarıp sarmalandık? Bedenimizin tüm hücrelerini kuşatan bu kölelik zincirlerini, moda adı altında nasıl kabullenir olduk? Kendi ihtiyaçlarımız için yaşamanın “günah” olduğuna ne zaman ikna olduk? Her kadın kendi yaşadıkları üzerinden soruları çoğaltabilir. Her kadın soruların doğru cevaplarıyla, doğru bir öz savunmanın neleri kapsadığını araştırabilir. Kadınların ortak örgütlülüğü ve ortak öz savunmasının yolu; tüm kadınların, kadın olmaktan kaynaklanan sorunlara karşı geliştirdiği çözümlerle geliştirilecektir. Bu temelde de doğru reçete, kadınların kolektif tartışma ve kararlaşmaları ile yaratılacaktır. Kazanılan mevcut değerlerden de anlaşıldığı gibi kadının demokratik siyaset örgütlenmesinde öz savunmasının doğru temelleri başarıyla atılmış̧ durumdadır. Söz konusu değerlerin doğru korunması ve ahlaki politik toplumun inşası ile süreklileştirilmesi önemli olmaktadır.

Tüm bunları her gün kendimize hatırlatarak, kadınların neden öz savunmaya ekmek- su kadar ihtiyaçları olduğunu da her gün hatırlayarak yaşamak, mücadele etmek kadınlara kazandıracağı gibi tüm halklara da kazandıracaktır. Çünkü öz savunma hayat kurtarır.