HPG

Kurdistan Halk Savunma Güçleri

Andok’la başlayan, Erdal’la tamamlanan bir militanın aşkını yazmak anlatmak, tanımlamak gerçekten çok zor. Beynimin anlam sınırlarına sığmayan, yüreğimde giderek çoğalan bu yoldaşı, sevdayı nasıl ifade edebilirmiki…

98’de Avrupa’da Erdal ark(Andok) tanıştım. Mücadeleye katıldığı yıldı. PKK’le yeni tanışmanın coşkusu, heyecanı anlam arayışı ve çabası eğitimde belirgin biri olarak öne çıkmasını sağlıyordu. Sorgulayan paylaşan, tartışmada en aktif katılan bir arkadaştı. PKK benim için yaratılmıştı ve benim doğumumdu” diyordu. Her gün coşkun akan nehirler gibi yüreği, duyguları taşıyordu. Onu hep gülüşleriyle ince esperileriyle tanırdık. Yaşama tutkulu ve bağlıydı. Yaptığı en basit bir iş bile olsa ciddi ve disiplinliydi. Görünüşte sıska ama bir o kadar da enerjikti. Görünen Erdal, algılanan Erdal’ın ötesinde kocaman bir yaşam ve aşk gizliydi. Tanıdıkça ondaki gizemi keşfettikçe kaç kez daha yanıldığımı fark ettim. Aşıktı, bu aşk ülke aşkı, önderliği görme aşkıydı. En büyük hayali ve özlemi “önderliği bir kez görüp koklasaydım, kucaklasaydım, onunla birkaç gün geçirseydim, dünyalar benim olurdu” diyordu..

Güçlü bir pratikten sonra ancak hak edeceğini, bu nedenle de çok çalışıp daha da militanlaşması gerektiği vurgulardı. Çocuksu ve doğal hali bütün yoldaşların sevgisini kazanırdı. Eğitimde zorlanan arkadaşlara karşı son derece ilgili ve bıkmadan kavratmaya çalışırdı, bu konuda çok mütevazi ve emekçiydi. Kampın gözlüklü, entel Andok’u diye hep takılırdık. 3 aylık eğitim devresinden sonra yck gençlik çalışmalarına görevlendirildi. Çalışmalarında aktif ve sonuç alıyordu. Buda onda müthiş bir güven ve enerji yaratıyordu. Ele, avuca sığmayan bu tez canlılığı bizlere müthiş moral veriyordu. Ama Avrupa’nın donukluğuna, kültürüne mekanlarına hiç alışamadığını, “insanların yüzünde hitlerin ruhu yansıyor” diyordu, bu nedenle kendisini hep yabancı hissettiğini belirtiyordu. “bu yabancılık duygusu militanlığını kamçılıyor” diyerek onlara bir teşekkür borçluyum”derdi. Kısa sürede YCK eyalet sorumluluğu düzeyinde görev aldı. Erdal ark( engin Sinan) çalışma ve tanışma şansına kavuştuğu için çok mutluydu ama onun şahadetinden sonra erdal’la çoğalacak diyerek ismini Erdal yapmıştı. Onunla bir yolduştı, dostu, sırdaştı ama bir o kadarda resmi ve örgütseldi. En son ülkeye gelmeden önce onunla almaya’da karşılıştık. Geleceğimi duyunca çok sevindi ama kıskandığınıda belirtiyordu. Uzun uzun sohbet ettik, ilk defa geçmişinden, özlemlerinden, hayallerinden bahsederken gözlerinin dolduğunu fark ettim, aşırı duygusaldı. Hüzünlü bir geceydi, ülkede buluşma ve tüm dolunaylı” günlerde selamımı gönderme sözüyle vedalaşmıştık.. dayatmaları sonucu 2002’de ülkeye gelmişti. Geldiğini duydum ama nerde olduğunu bilmiyordum, en son yeni savaşçılardan sonra özel kuvvetlere kendi önerisiyle gittiğini duydum. Onda bu iddia, inanç disiplin ve ciddiyete olursa mutlaka başarır inancı hepimizde oluşturmuştu. Ülkeye geldiğinden beri hiç görmemiştin taki eyleminden 20 gün önce m.k akademisine beni görmeye gelmişti. Onu görünce hem çok şaşırdım, hemde büyük bir sürpriz ve moral oldu benim için. ancak bir işi vardı, sadece 30 dakika kalabildi. Gördüğüm Andok yani Erdal coşkusundan, espirilerinden, gülüşlerinden hiçbir şey yitirmemişti. Daha da derin izler taşıyan yüreği yönünde ifadedelere dönüşmüştü. Gözlerinin içi gülümsüyordu. Ben de “artık sen hoca, ben senin öğrencinim”diye takıldım. Mahçup mahçup gülümsedi. Biraz fizikiolarak yıpranmış, saçları dökülmüştü ama dağlar onu olgunlaştırmıştı. Kuzeye gitmeden, subay okulu tecrübelerinden, arkadaşların onu pratiğe göndermemesinden sitem ediyordu. İlk defa kendisin örgüte dayatacağını söylüyordu. Ayrılma vaktinde sıcak bir kucaklaşma ve vedalaşma esnasından cebinden bir kalem cıkarıp bana verdi, biraz da şaşırmıştım. Neden diye? Bıraktığı kaleme, aldığı söze bağlı kalmanın cesaretini yüklüyordu yüreğime.. taki onu ankara’nın anafortalar çarşısında eylem yapan Erdal yoldaş olduğunu tv de görünce.. sarsıldım, odada şok olmuştum.

Ardından bıraktığın mektubu okuduk. Büyüklüğün karşısında küçülen cüceliğimin utancı incitiyordu yüreğimi. Bütün utancım üzerimdeydi. 98 lerde pkk ye adım attığın günlerin tanığı iken şimdide karşında bir sanık olarak durmanın utancıydı bu.. söylenmeyen yarım kalan sözlerim için utanıyorum, seni beynimin analitik sınırlarında tanımladığım için, seni bugüne değin hissetmediğim için, “keşkelere ve amalara”sığdığım için, varmayan dilimden, yetmeyen yüreğimden, yarım kişiliğimden, orda kalan pişmanlıklarımdan utandığım için sustum ve ağladım…

Çünkü çıplak ve yalındın.